Daha önce Hz. İbrâhim’in güzel bir örnek olduğundan, babasıyla ve oğlu İsmail ile ilişkilerinden söz eden yazılar kaleme almıştık.[1] Bu yazıda ise Hûd suresi 69.-76. ayetler bağlamında meleklerin insan suretinde Hz. İbrâhim’i ziyaret etmeleri, onun cömertliği, misafirlerinin ikramı kabul etmemesinin kendisinde oluşturduğu etki ve meleklerin bu durumu,  “Hz. İbrâhim’in hanımının ayakta olması” ve “gülmesi”nin hikmeti ile ona doğrudan verilen çocuk ve torun müjdelerinin anlamı, Hz. İbrâhim’in eşinin mümin olması ve Allah dilerse geç yaşta çocuk sahibi olunabileceğini bilmesine rağmen şaşırmasının gerekçesi, meleklerin ona cevabı, Lût kavminin cezalandırılacağı haberi karşısında Hz. İbrâhim’in meleklere karşı sergilediği tutum ve meleklerin bu tutuma verdiği yanıt ele alınacaktır. Amaç, klasik ve modern tefsir kaynakları ışığında Lût kavminin helakinden önce Hz. İbrâhim, eşi ve melekler arasında geçen konuşmaları söylem analizi yöntemiyle[2] değerlendirmektir.

Hz. İbrâhim’in selama güzel karşılık vermesi ve ikram severliği

Lût kavmini yok edecek melekler, muhtemelen Hz. Lût’un tabi olduğu peygamber olduğu için önce Hz. İbrahim’i ziyaret etmiştir: “Ant olsun ki elçilerimiz (melekler) İbrâhim'e müjde getirdiler ve ‘Selam (sana).’ dediler. O da ‘(Size de) selam.’ dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.” (Hûd 11/69). İnsan görünümlü olarak gelen meleklerin selam vererek Hz. İbrâhim’in evine giriş şekli, son peygamber devri ve o dönemden kıyamete kadar olan dönemde yaşayacak olan tüm Müslümanlara gönderilen şu emirle uyumludur: “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan ve halkına selam vermeden girmeyin.” (en-Nûr 24/27). Meleklerin Hz. İbrâhim’e gönderildiklerini söylememeleri, onu ziyaretlerinin ona verecekleri müjde ve Lût kavminin başına gelecekleri haber vermek için olduğunu göstermektedir. Yani meleklerin birincil hedefi, sapkın Lût kavminin cezalandırılmasıdır. Meleklerin getirdiği “müjde”, sapkın Lût kavminin cezalandırılması da Hz. İbrâhim’in geç yaşında bir oğlunun olacağı haberi de olabilir. Meleklerin selamı (selâmen) ile Hz. İbrahim’in cevap olarak verdiği selam (selâmun) arasında anlam farkı vardır. Hz. İbrâhim selama daha güzeliyle karşılık vermiştir. Bunun kanıtı, fiil cümlesine isim cümlesi ile karşılık verilmiş olmasıdır. İsim cümlesi, anlam olarak daha güçlüdür. Onun bu üslubu son şeriatta da emredilmiştir: “Bir selamla selamlandığınız zaman daha güzeli ile selam verin veya ayniyle mukabelede bulunun. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını yapandır.” (en-Nisâ 4/86). Ayrıca meleklerin selamı, “Seni bir düşman olarak ziyarete gelmedik.” anlamına da gelir. Hz. İbrâhim’in “hemen kızartılmış bir buzağı” getirip ikram etmesi, -melek türünün yemek yemeyen bir varlık türü olduğu kesinse- onların melek olduğunu anlamadığını gösterir. Anlasaydı yemek getirmezdi.

Konuklarının ikramı almamasının Hz. İbrâhim’i korkutması

Misafir, ikram edileni yemeyeceğini belli ederse ev sahibi bundan işkillenir, gelenleri hırsız veya düşman sanır: “(İbrâhim) Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! (Biz melekleriz.) Lût kavmine gönderildik.” (Hûd 11/70). Önceki ayette selam verdiği ifade edilen insan görünümlü meleklerin, bu ayette ikramı almaktan geri durmalarından söz edilmesi, Hz. İbrâhim’e uyumsuz gelmiş ve bundan dolayı kendisine kötülük yaparlar diye korkmuş olabilir. Bununla birlikte Hz. İbrâhim’in, misafirlerinin insan değil melek olduğunu bildiği ve meleklerin onu uyarmak ya da kavmini yok etmek üzere gelmiş olma ihtimalinden dolayı korktuğu da söylenmiştir. Meleklerin, “Lût kavmine gönderildik.” demeleri ancak onlara azap için gönderildiklerini söylememeleri, bu konuya sonraki bir ayette[3] zaten dikkat çekilmesi nedeniyledir. Ayrıca başka bir suredeki iki ayet, o meleklerin gönderiliş amacını iyice netleştirir: “Biz, günahkâr bir topluma (Lût kavmine), üzerlerine çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.” (ez-Zâriyât 51/32-33). Meleklerin Hz. İbrâhim’e verdikleri “Lût kavmine gönderildikleri” bilgisi, ayrıca onun korkusunu gidermek içindir. Yani o melekler, Hz. İbrâhim’in kavmine azap için gelmemişlerdir.

Hz. İbrâhim’e bir uyarı ya da kavmine helak gelmediği kesinleştiğinde Hz. İbrâhim’in hanımı da oradaydı: “O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kūb’u müjdeledik.” (Hûd 11/71). Melekler insan görünümünde geldiğinde Hz. İbrâhim’in eşi için “hanımı ayakta idi” denilmesi, onun yemek getirme götürme işleri ile ilgilendiği, perde arkasında ayakta durduğu şeklinde yorumlandığı gibi namaz kıldığı şeklinde de yorumlanmıştır. Sonuncusu tercih edilirse onun gülmesi namazdan çıktıktan sonra olmalıdır. Hz. İbrâhim’in hanımının orada bulunmasını “İslam’da haremlik-selamlık yoktur.” görüşüne destek olarak kullananlar olduğu gibi haremlik-selamlık uygulamasının İslam’da olduğunu savunanlar, Hz. İbrâhim’in hanımının yaşlı olması nedeniyle bir arada oturmaya delil olamayacağını ileri sürmüşlerdir.

Hz. İbrâhim’in hanımının gülmesi, önceki ayet (Hûd 11/70) dikkate alındığında sapkın Lût kavminin cezalandırılacağını duyduğu için sevincinden dolayıdır. Bununla birlikte yok olacak bir kavme gülmeyi fıtrî bulmayan bir yaklaşım da vardır. Bu bağlamda Hz. İbrâhim’in eşinin tepkisiyle arada derece farkı olsa da Hz. Şuayb’ın helak olmuş kendi kavmine karşı acı hissetmemesi de fikir verici niteliktedir: “(Şuayb da) onlardan yüz çevirip şöyle dedi: Ey kavmim! Ben size Rabbimin bildirdiklerini ulaştırdım ve size öğüt verdim. Artık inkarcılar topluluğuna nasıl üzüleyim?” Diğer bir yaklaşıma göre Hz. İbrâhim’in eşinin gülmesi, meleklerin gelişlerinin Hz. İbrâhim ve kavmi ile ilgili olmadığını (yani Hz. İbrâhim’in kavminin helak edilmeyeceğini) duymasından dolayı mutluluk emaresidir. O, gelenlerin kötü niyetli kimseler değil, melekler olduğunu öğrendiği için rahatlamış ve gülmüş de olabilir.

Hz. İbrâhim’in eşinin gülmesinde meleklerin Hz. İbrâhim’e “Korkma!” (Hûd 11/70) demeleri dolayısıyla tehlikeli bir durumun olmadığının kesinleşmesi de rol oynamış olabilir. Hz. İbrâhim’in eşinin, misafirlerin ikramı geri çevirmelerini tuhaf bulduğu için güldüğü söylense de bu oldukça zayıf bir ihtimaldir; çünkü Hz. İbrâhim’i korkutan bir sahne, ona gülünç gelmiş olmasa gerektir. Hz. İbrâhim’in eşinin gülmesini, gücü yerinde olan Hz. İbrâhim’in insan görünümlü meleklerden korku duymasına bağlayanların görüşüne gelince ayet, Hz. İbrâhim’in yaşlı olduğunu zaten belirtmektedir. Dolayısıyla yaşlı birinin karşısında genç en az üç şüpheli kişiden korkması doğal bir şeydir ve bunda gülünecek bir şey yoktur.

Melekler, Hz. İbrâhim’in eşine ileri yaşta olmasına rağmen bir çocuk müjdesi vermiştir. Müjdenin Hz. İbrâhim’e değil de doğrudan eşine verilmesi, Hz. İbrâhim’in zaten Hacer’den bir çocuğunun olması nedeniyledir. Ayrıca kadınlar çocukları olacağında erkeklerden daha çok sevinir. Kaldı ki sonraki ayetten de anlaşılabileceği gibi Hz. İbrâhim’in hanımı oldukça yaşlıdır. Meleklerin Hz. İbrâhim’in hanımına, “İshak'ın ardından da Ya'kūb'u” müjdelemesi, Ya'kūb’un torun olarak müjdelenmesi anlamındadır. Ya'kūb müjdesi, o doğana kadar Hz. İbrâhim’in eşinin ölmeyeceğine işaret sayılmıştır. Ayrıca torun müjdesi, çocuk müjdesini pekiştirici bir role sahiptir.

Allah’ın yaratmasında hayret

Hz. İbrâhim’in yaşlı hanımı, çocuğu olacağı müjdesi aldığında buna şaşırdı; çünkü ilahi yasa genel itibarıyla ileri yaşlardaki hanımların çocuğunun olmaması şeklinde işliyordu: “Vay hâlime! Ben böyle kocamış bir kadın kocam da bir ihtiyar iken ben doğuracak mıyım? Bu gerçekten şaşırtıcı bir şey!" dedi.” (Hûd 11/72). Hz. İbrâhim’in hanımının “Vay halime!” şeklindeki şaşırması, kendisine beddua ettiği anlamına gelmez. Onun şaşırması, yüce Allah’ın ona iyice ihtiyarlamışken çocuk doğurmasını sağlayamayacağı düşüncesinden değil, nimetin büyüklüğü açısındandır. Alışılmışın dışındaki durumlar genellikle bir şaşkınlıkla karşılanır. Hz. İbrâhim’in hanımının, “Ben böyle kocamış bir kadın kocam da bir ihtiyar iken” diyerek önce meseleyi kendi açısından belirtmesi, kendisinin doğurmasını daha şaşırtıcı bulmasından dolayıdır; çünkü erkeklerin yaşı ileri de olsa çocuklarının olması mümkün olabilir. Yine ayetteki “ben doğuracak mıyım” şeklinde soru cümlesi, yanıtı aranan bir sorudan daha çok hayretler içinde kalma anlamı taşır.

Allah’ın rahmet ve bereketi

Melekler, Allah’ın dilemesi konusunda şaşılacak bir şey olmadığına dikkat çeker: “Dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.” (Hûd 11/73). Ayetteki “bereketleri” on iki İsrailoğulları boyu diye yorumlanmıştır. Gerçekten de onlardan pek çok peygamber gelmiştir. Yine “Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir.” ifadesi, onlara zaten verilmiş olan nimetlere dikkat çekmiş olabileceği gibi onlar için geleceğe dönük bir dua da olabilir. Geleceğe dönük bir ifade olduğu düşünülürse geç yaşta çocuğu olan Hz. İbrâhim’in eşinin Hz. İsmâil’in annesine kıyasla çok daha fazla bereket ihsanıyla karşılaştığı söylenebilir; çünkü onun peygamber olan oğlunun (İshak) kıyas götürmez bir sayıda çocuğu, torunları peygamber olmuştur.

İbrahimî merhamet ve ilahi hükmün geri çevrilemezliği

Meleklerin gelişinin kendisine dönük ilahi bir uyarı, kavmine bir azap olmadığını anlayan Hz. İbrâhim rahatlamıştır. Aldıkları çocuk müjdesi de ayrı bir ferahlık konusu olmuştur: “İbrâhim'den korku gidip kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında (âdeta) bizimle mücadeleye başladı.” (Hûd 11/74). Hz. İbrâhim’in meleklerle tartışması ilahi emre muhalefet türünden itirazlar içermemektedir. Onun meleklerle tartışması, ayetlerin hayata aktarılması için tartışan âlimlere benzetilmiştir. O, müşrik olan babasının bağışlanmasını istemesi gibi tövbe ederler niyetiyle Lût kavmine de süre verilmesini istemiştir. Bu yüzden kınanmamış aksine övülmüştür: “İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.” (Hûd 11/75). Hz. İbrâhim’deki bu özelliklere bürünen Müslümanlar da Allah dostu olma adayıdır. Anlaşıldığı kadarıyla Hz. İbrâhim intikamcı bir kimse olmamış, misliyle mukabele etmeye de eğilim göstermemiştir. Yaptığını Allah rızası için yapan ihlaslı bir kul olmuştur.

Lût toplumunun cezalandırılması konusundaki hüküm, onların cezalarının ertelenmemesini gerektirmiştir. Bu nedenle Hz. İbrâhim tarafından Allah’ın merhametine layık olmayanlara merhamet istenmesi melekler tarafından reddedilmiştir: “(Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!” (Hûd 11/76). Azabın “geri çevrilmez” oluşu, Lût kavminin sapkınlıkta ısrar etmesinden dolayıdır. Dolayısıyla Hz. İbrâhim’in meleklerle tartışmaya girmesi sonucu değiştirmemiştir.

Sonuç

Görüldüğü gibi Hz. İbrâhim, evine selam verip girenlerin selamına en güzeliyle karşılık vermekte ve onlara ikramda bulunmak için acele etmektedir. Misafirlerin bu güzel karşılamaya beklenmedik şekilde tepki göstermesi, Hz. İbrâhim’de haklı bir güvenlik endişesi doğurmuştur. Melekler bu durum karşısında kendilerini tanıtarak onu rahatlatmıştır. Hûd suresi 71. ayetten yola çıkarak şunlar söylenebilir: Hz. İbrâhim’in eşi, sapkınlıkları nedeniyle Lût kavminin cezalandırılacağı haberine sevinmiş olabilir. Çocuk müjdesinin doğrudan ona verilmesi, Hz. İbrâhim’in zaten Hacer’den bir oğlu (Hz. İsmâil) bulunmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca eşine bir de torun müjdesi verilmesi, onun torununu görecek kadar uzun yaşayacağına işaret eden bir “uzun ömür” müjdesi olarak da yorumlanmıştır. Hz. İbrâhim’in eşinin geç yaşta çocuk sahibi olacağına şaşırması, Allah’ın kudretine şüphe duymasından değil, verilen nimetin büyüklüğünden dolayıdır. Ona bağışlanan İshak ve onun soyundan gelen pek çok peygamber, bu nimetin büyüklüğünü göstermektedir. Lût kavminin cezalandırılması konusunda Hz. İbrâhim’in meleklerle tartışması ise onun merhametli kişiliğine bağlanmış ve Allah tarafından kınanmamıştır; ancak melekler, bu merhametin ilahi hükmü değiştirmeyeceğini kendisine hatırlatmıştır.



[2] Söylem analizi, dil biçimlerini analiz etmek ve bunların oluştukları bağlamdaki işlevlerini takdir etmekle ilgilidir. Verili bir durumsal bağlamda dilsel ve dilsel olmayan davranışlar aracılığıyla anlamların nasıl oluşturulduğunu ve yorumlandığını inceler. Bk.

Patricia Canning - Brian Walker, Discourse Analysis A Practical Introduction (New York: Routledge, 2024), 3.

[3](Elçi melekler) şöyle dediler: Ey Lût! Gerçekten biz, Rabbinin elçileriyiz, onlar asla sana dokunamazlar. Hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık git ve içinizden hiçbiri geri kalmasın; ancak karın müstesna çünkü kavmine isabet edecek azap, ona da gelecektir. Onların helâk zamanı, sabah vaktidir. Sabah, yakın değil mi?” (Hûd 11/81).