Süleyman Fahir ve Kur’an Ayetlerinin Pedagojik Kullanımı
Giriş
Cumhuriyet’in
ilanıyla birlikte Türkiye’de din eğitimi politikaları köklü bir dönüşüm
geçirmiştir. Laiklik ilkesi doğrultusunda şekillenen eğitim sisteminde din
eğitimi yayınları da yeni pedagojik ve ideolojik ihtiyaçlara göre yeniden inşa
edilmiştir. Bu dönemde kaleme alınan din bilgisi kitaplarında Kur’an ayetlerine
yer verilmiş, ancak bu ayetlerin sunumu ve yorumu klasik tefsir geleneğinden
farklılık göstermiştir. Özellikle ahlaki değerler, toplumsal sorumluluklar ve
bireysel davranışlar üzerinden yapılan bu sunumlar, rehberlik edici bir tefsir
anlayışını yansıtmaktadır.
Yukarıdaki
bağlamda Süleyman Fahir tarafından kaleme alınan Türk Çocuğunun Din Bilgisi,
1963 yılında Bakış Müessesesi tarafından İstanbul’da yayımlanmıştır. Bu kitap,
özellikle ilköğretim çağındaki Türk çocuklarına yönelik hazırlanmıştır. 4 Ekim
1957 tarihli Tebliğler Dergisi’ne göre bu eser, 1956 yılında yürürlüğe giren
öğretim programı doğrultusunda ortaokulların 1. ve 2. sınıfları için 1979’a,
ortaokulların 3. sınıfları için ise 1967’ye kadar yardımcı kitap olarak kabul
edilmiştir.[1] Cumhuriyet’in erken dönemlerinde şekillenen
laikleşme politikalarının gölgesinde İslamî bilgilerin sade, didaktik ve millî
bir öğretici dille aktarımı hedeflenmiştir. Bu yönüyle eser, dönemin din
eğitimi anlayışını yansıtan tipik bir örnektir. Cumhuriyet dönemi ders
kitaplarında hadislere yer verilme şeklinin ele alındığı bir araştırmada bu
eserdeki yaklaşıma da yer verilmiştir.[2] Bu araştırmada ise bu eser, tefsir ilmi
açısından ele alınacaktır.
Eserin İçeriği ve Analizi
Eserdeki
ayet açıklamaları, klasik tefsir geleneğinden çok ahlaki ve sosyal mesajlar
bağlamında sunulmuştur. Örneğin israfla ilgili ayetler, harcamada denge öğüdü
çerçevesinde ele alınmıştır. Ayetlerin lafzî çözümlemeleri ya da bağlamsal
tefsiri yapılmamıştır; ancak çocuklara hitap edecek şekilde sadeleştirilmiş
anlamlar üzerinden güçlü bir pedagojik yapı kurulmuştur. Bu yönüyle tefsirî
derinlik sınırlı olsa da öğretici niteliği öne çıkmaktadır. Yani eser, amaca
uygun şekilde kaleme alınmıştır.
Kitapta
Kur’an ayetlerine yapılan atıflar tematik olarak dağılmakta ve dönemin ahlaki,
sosyal ve ibadetle ilgili öğretilerine yaslanmaktadır. İman esasları ve Kur’an’ın
üstünlüğü, ahlaki değerler, ibadet bilinci, ailevi ve toplumsal sorumluluklar
gibi temalar eserde belirgin olarak işlenmiştir. Özellikle doğruluk, iffet, af,
israf ve infak gibi kavramlara yapılan vurgu, ahlaki tebliği önceleyen bir
yaklaşımı ortaya koyar. Ayetler, terbiyevi bağlamda anlaşılır hâle getirilmiş
ve günlük yaşantıyla ilişkilendirilerek sunulmuştur.
Eserde
millî ve manevî değerler ön plandadır. Sade ve doğrudan bir dil tercih
edilmiştir. Ayetlerin anlamları, bu noktada çocukların davranışlarını
şekillendirecek şekilde moral eğitim bağlamında sunulmuştur. “İhtiyacından
artanı ver.” (el-Bakara 2/219) ilkesi gibi ayetlerle tasarruf kültürü
aşılanırken, aileye ve topluma bağlılık vurgusu da açıkça ortaya konulmuştur.
Bu da eserin dönemin muhafazakâr değerlerini taşıyan bir araç olarak
kurgulandığını göstermektedir.
Kitapta
Kur’an ayetlerine oldukça geniş biçimde yer verilmektedir. Fatiha ve Kevser
surelerinin Latin harfleriyle yazılarak verildiği eserde[3] Kur’an-ı Kerim’in Müslümanların mukaddes
kitabı olduğu; Hz. Peygamber’e (s) ayet ayet ve sure sure indirildiği ve bu
sürecin 23 yılda tamamlandığı belirtilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in, peygamberler
aracılığıyla insanlara gönderilen ilahi kitapların sonuncusu olduğu ifade
edilmiştir. Tevrat’ın Hz. Mûsâ’ya, Zebur’un Hz. Dâvûd’a, İncil’in ise Hz. Îsâ’ya
indirildiği bilgisine yer verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’e iman etmekle birlikte,
bu kitaplara da inanmak gerektiği vurgulanmıştır; ancak Kur’an-ı Kerim’in,
önceki kitapların hükümlerini yürürlükten kaldırdığı ve bu kitapların zamanla
tahrif edilerek orijinalliğini kaybettiği ifade edilmiştir.[4] Yani Kur’an, önceki kitapların bozulmamış
hallerini tasdik etse de o kitapları neshetmiştir.
Yazar,
bir harfi bile değişmeyen yegâne kutsal kitabın Kur’an-ı Kerim olduğunu
belirtir. Kur’an, insanları yalnızca Allah’a inanmaya çağırır. İnsanların neye
ve nasıl inanacaklarını, dinin temellerini bildirir. Kalp temizliğinin nasıl
sağlanacağını ve bunun önemini açıklar; Allah’a karşı görevlerimizi öğretir.
Ardından, insanların anne babalarından başlayarak birbirlerine karşı olan
karşılıklı sorumluluklarını ortaya koyar. Hangi işlerin iyi ve hayırlı,
hangilerinin kötü ve zararlı olduğunu; yapılması ya da kaçınılması gereken
şeyleri haber verir. İyi ve kötü ahlakı belirtir. Geçmiş peygamberlerin ibret
verici kıssalarını anlatır; insanlığa özel öğütler sunar. Tek kelimeyle, bizi
doğru yola iletir. Hem dünyada saadetimizi hem de ahirette selametimizi temin
eder.[5] Kitapta Mehmet Emin’in
kaleme aldığı övgü dolu bir Kur’an-ı Kerim şiirine de yer verilmiştir.[6]
Eserde
Ayetler Eşliğinde Ahlaki Temalar
İffet
ve Affetme
Kur’an’da
lafız olarak yer almayan iffet kelimesi, insanın bedenî ve maddî hazlara aşırı
düşkünlükten korunmasını sağlayan erdem için kullanılan ahlâk terimidir.[7] Eserde “iffet” başlığı altında, Kur’an’ın;
ihtiyaç içinde kıvranmasına rağmen halini kimseye söylemeyen, iffetini koruyan
kimseleri övdüğü belirtilmiştir. Verilen ayetin meali şöyledir: “İstemekten
çekindikleri için, bilmeyen kimse onları zengin sanır. Sen onları simalarından
tanırsın. Halktan ısrarla bir şey istemezler.” (el-Bakara 2/273). Bu ayetle
iffetli duruşun ve onurlu tavrın yüceltilmesi amaçlanmıştır.[8]
Kitapta
“affetme” konusu ele alınırken birçok ayet olduğu söylenmektedir ancak 3 ayet
verilmiş ve ayet numaraları belirtilmemiştir. Belirtilen ayetlerin mealleri
şöyledir: “Kötülüklerin cezası onun aynı olan bir kötülüktür bununla beraber
kim affeder (عَفَا ) ve bağışlarsa Allah
mutlaka ecrini verir.” (eş-Şûrâ 42/40). “Onlar (takvâ sahipleri)
bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları
affederler (الْعَاف۪ينَ).
Allah işini güzel yapanları sever.” (Âli İmrân 3/134). “Bir iyiliği
açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affederseniz (تَعْفُوا),
şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir.” (en-Nisâ 4/149).[9]
Hasislik
ve İsraf
Hasislik
yani cimrilik, servet edinme tutkusuyla karşılıksız harcama ve hayır yapmaktan
kaçınma eğilimidir.[10] Eserde “Allah’ın azlığından kendilerine
verdiği şeylerde hasislik edenler sakın bunun haklarında bir hayır olduğunu
sanmasınlar tersine bu kendileri için bir şerdir. Onların hasislik ettikleri
şey kıyamet günü boyunlarına geçirilir. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.
Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Âl-i İmrân 3/180) buyrulduğuna
dikkat çekilerek (sûre ve ayet numarası bilgisi vermeksizin) malını boş yere
saçıp savuranların şeytanlara kardeş olduğu ve şeytanın rabbine karşı nankörlük
yaptığı (İsrâ 17/111) ifade edilmiştir.[11]
Geçimliğinin
fazlası ile yardım etmenin, iyilikte bulunmanın ne kadar sevabı varsa israfın
da o kadar haram olduğuna dikkat çekilen eserde daima itidali, ölçülülüğü
gözetlemenin önemine dikkat çekilmiştir. Yine (sûre ve ayet numarası
belirtmeksizin) “Onlar, mallarını harcadıkları zaman israf etmezler.
Hasislik de göstermezler. Belki ikisi ortası bir yol gözetirler.”
(el-Furkân 25/67) şeklinde ayet meali verilmiştir. Yazara göre paramızı,
malımızı sarf ederken daima bu dikkate alınmalıdır. Hatta iyilikte bulunurken
bile kendi ihtiyaçlarımızı gözetmek dinimizin emirlerindendir. Bu bağlamda
Bakara sûresinde (ayet numarası belirtilmeksizin) “Yine sana neyi infak
edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin.”
(el-Bakara 2/219) buyrulduğuna dikkat çekilmiştir.[12]
Doğruluk
Kur’an’da
doğruluk hem bireyin Allah’a karşı sorumluluğunu hem de diğer insanlarla olan
ilişkilerindeki güvenilirliğini ifade eden merkezi bir değerdir. Kur’ân’da bu
kavrama vurgu, aynı zamanda sosyal adaletin ve güvenin tesisi açısından da
normatif bir çerçeve sunmakta; ahlaki istikrarın temelinde doğru söz ve
davranışın bulunduğunu göstermektedir. Allah’a ve insanlara verilen sözlere
sadık kalınması gerektiği şeklinde yorumlanan[13] “Verdiğiniz sözü, yaptığınız taahhüdü
mutlaka yerine getirin. Verdiğiniz her sözden, her ahitten sorumlusunuz.”
(İsrâ 17/34) ayeti ile sözde durmanın önemine vurgu yapılan eserde Allah’ın
doğru söyleyen erkeklere, doğru söyleyen kadınlara mağfiret ve büyük ödül
hazırladığına (el-Ahzâb 33/35) dikkat çekilmiştir. “Ey iman edenler! Allah’tan
korkun, sağlam ve doğru söyleyin ki işinizi yoluna koysun ve günahlarınızı
mağfiret buyursun, affetsin.” (el-Ahzâb 33/70) ayetine de yer verilerek[14] doğruluğun yalnızca bireysel bir ahlaki
erdem değil, aynı zamanda Kur’ân’ın inşa etmeyi hedeflediği toplumsal düzenin
temel ilkelerinden biri olduğu ortaya konulmuştur.
Aile Vazifelerimiz
Aile
görevleri konusunda (sûre ve ayet numarası belirtilmeksizin) Kur’an’da “Allah’tan
başkasına kulluk etme. Anana babana iyilik et. Şayet biri, veya her ikisi senin
yanında ihtiyarlar veya eline bakacak bir duruma düşerse sakın usanıp da
kendilerine öf deme. Onları azarlar gibi yapma. Yüzlerine bağırma, sözün
tatlısını, gönül alanını söyle. Sonra şefkat kanatlarını yerlere kadar indir de
karşılarında öyle dur ve Ya Rabbi! Onlar beni küçüklüğünde nasıl esirgeyerek,
koruyarak büyüttülerse sen de onları öylece esirge diye dua et.” (İsrâ
17/23-24) buyurulduğu ifade edilmiştir.[15] Kuşların yavrularına muamelesini insanların
anne-babalarına yapmasını istenmesine[16] ek olarak ve Yine “kardeşlerimize ve
hısımlarımıza karşı olan vazifelerimiz” alt başlığı altında (sûre ve ayet
numarası belirtilmeksizin) Kur’an’da “Hısımlık bağlarına saygı gösterin.
Anaya, babaya ve akrabaya iyilik edin.” (en-Nisâ 4/36) denildiği ifade
edilmiştir.[17] Bu bağlamda Kur’an’ın; akrabamıza,
kardeşlerimize, amcalarımıza, dayılarımıza, hala ve teyzelerimize, kardeş
çocuklarına velhasıl derecelerine göre bütün hısımlarımıza saygı ve sevgi
göstermeyi onları gözetip iyilik etmeyi, hiçbir surette akrabalık bağlarını
kesmemeyi emrettiğine vurgu yapılmıştır.[18]
Müslümanlara
Mübarek Gün ve Gecelerden Cuma Günü
Cuma,
İslam dininde büyük değer verilen haftalık toplu ibadetin yapıldığı gündür ve o
gün ifa edilen ibadete de Cuma namazı denir.[19] Yazar, Kur’an-ı Kerim’in cemaatle
kılınmasını emrettiği tek namazın Cuma namazı olduğunu belirtmekte hicrette,
birkaç gün Kuba’da kalan Hz. Peygamber’in ashabıyla bir cuma günü Medine’ye
girdiğini belirtmektedir. Yazar, cuma günü, ezan okunduğu vakit, erkeklere
namaza koşmalarının ve bu zaman zarfında alışverişi bırakmalarının
emredildiğini (el-Cum`a 62/9) ifade etmektedir.[20] Yazarın anlayışı klasik tefsirlerdeki
gibidir yani bu namaz kadınlara farz değildir.[21]
Değerlendirme
Süleyman
Fahir’in Türk Çocuğunun Din Bilgisi adlı eseri, 1960’lı yılların Türkiye’sinde
din eğitiminin nasıl yapılandırıldığını ve Kur’an ayetlerinin hangi pedagojik
amaçlarla kullanıldığını göstermesi bakımından dikkate değerdir. Eserdeki ayet aktarımları,
klasik tefsir yöntemlerinden farklı olarak, ahlaki değerleri merkeze alan sade
ve didaktik bir anlatımla sunulmuştur. Ayetlerin lafzî ya da bağlamsal
çözümlemelerine yer verilmemiş; bunun yerine doğruluk, infak, iffet, affetme
gibi temalar etrafında ahlaki yönlendirmeye dayalı bir anlam inşası tercih
edilmiştir.
Bu
yönüyle eser, doğrudan tefsir geleneğini sürdürmese de pedagojik amaçlı bir
tefsir yaklaşımını yansıtır. Cumhuriyet’in laikleşme politikalarının
şekillendirdiği eğitim ortamında Kur’an ayetlerinin nasıl seçildiği, nasıl
sadeleştirildiği ve hangi değerlerle ilişkilendirildiği bu eserde açıkça
gözlemlenebilmektedir. Dolayısıyla kitap, Cumhuriyet dönemi din eğitimi
yayınlarının tefsir perspektifiyle değerlendirilmesi kapsamında anlamlı bir
örnek teşkil etmektedir.
[1] Mahmut Zengin - Dilek Menküç, “Türkiye’de
Cumhuriyet Döneminde Din ve Ahlak Dersi Kitapları Üzerine Bibliyografik Bir
Çalışma (1924-1982)”, Turkish Studies - International Periodical for the
Languages, Literature and History of Turkish or Turkic 12/10 (2017), 370.
[2] Hikmetullah Ertaş, “Cumhuriyet Dönemi Ders
Kitaplarına Alınan Hadislerin Türkçe Çevirilerinde Görülen Aşırı Yorum ve
Sapmalar”, İhya Uluslararası İslam Araştırmaları Dergisi 4/2 (24 Temmuz
2018), 274.
[3] Süleyman Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi
(İstanbul: Bakış Müessesesi, 1963), 9.
[4] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 13-14. Bu kitaplar tahrif edilmemiş
olsaydı bile yine son kitap yani Kur’an geçerli olacaktı.
[5] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 14.
[6] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 14-15.
[7] Mustafa Çağrıcı, “İffet”, TDV İslâm
Ansiklopedisi (Erişim 30 Temmuz 2025).
[8] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 21.
[9] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 23-24.
[10] Mustafa Çağrıcı, “Cimrilik”, TDV İslâm
Ansiklopedisi (Erişim 30 Temmuz 2025).
[11] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 25.
[12] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 25-26.
[13] Sa`di, Teysîru’l-kerîmi’r-Rahmân fî tefsîri
kelâmi’l-Mennân, 457.
[14] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 38.
[15] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 29.
[16] Muhammed Mütevellî eş-Şa‘râvî, Tefsîru’ş-Şa‘râvî
(Kahire: Matâbi‘ Ahbâri’l-Yevm, ts.), 14/8463.
[17] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 30.
[18] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 30-31.
[19] Hayrettin Karaman, “Cuma”, TDV İslâm
Ansiklopedisi (Erişim 30 Temmuz 2025).
[20] Fahir, Türk Çocuğunun Din Bilgisi, 60.
[21] Ebü’l-Kāsım Mahmûd ez-Zemahşerî, el-Keşşâf ʿan ḥaḳāʾiḳı
ġavâmiżi’t-tenzîl ve ʿuyûni’l-eḳāvîl fî vücûhi’t-teʾvîl (Beyrut:
Daru’l-Kitabi’l-Arabi, 1407/1986), 4/534; Begavî, Meâlimu’t-tenzîl,
5/86.