Giriş

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren hazırlanan din eğitimi kitapları, yeni devletin modernleşme hedefleri ile toplumun dinî ihtiyaçları arasında kurulan dengenin somut göstergeleridir. Bu bağlamda Maarif Vekâletince imam hatip, öğretmen ve köy öğretmen okulları ile ortaokullar için resmî ders kitabı olarak kabul edilen Ahmed Hamdi Akseki’nin (1887-1951) İslâm Dîni adlı eseri, yalnızca dinî bilgi aktarımı değil, aynı zamanda çocuklara tevhidî iman bilinci, ahlâkî sorumluluk ve toplumsal düzen bilinci kazandırmayı amaçlayan yapısıyla dikkat çekmektedir. Eser, dönemin din eğitimi politikalarının kurumsal düzeyde nasıl şekillendiğine de ışık tutmaktadır.

Kitapta ele alınan konular, yalnızca inanç esaslarıyla sınırlı olmayıp; Allah’ın varlığı ve birliği, tekvînî ve teşrîî irade, kelime-i tevhid, helal-haram ölçüleri, ahlâkî sorumluluklar, anne-babaya iyilik, toplumsal görevler, memleket sevgisi ve yöneticiye itaat gibi geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Ayetlerin ve hadislerin sıkça kullanılması, metne tefsirî bir karakter kazandırırken, pedagojik dilin sadeliği ve doğrudan öğüt verici üslup, eserin çocukların zihinsel seviyesine uygun biçimde hazırlandığını göstermektedir. Böylece Akseki’nin çalışması, klasik ilmihal formatının ötesine geçerek hem dinî hem de ahlâkî değerleri bütüncül bir yaklaşımla sunmaktadır.

Bu çerçevede İslâm Dîni, Cumhuriyet dönemi din eğitimi literatüründe hem içerik hem de yöntem açısından özgün bir örnek teşkil etmektedir. Eser, dönemin eğitimsel ve ideolojik yönelimlerini yansıtmakta; bir yandan modern eğitim anlayışıyla uyumlu, diğer yandan İslâm’ın temel öğretilerine bağlı bir din eğitimi modelinin nasıl kurgulandığını ortaya koymaktadır. Bu sebeple söz konusu kitap, erken Cumhuriyet dönemi din eğitimi çalışmalarının bilimsel analizi için önemli bir inceleme nesnesi niteliğindedir.

Eserin İçeriği ve Analizi

“Amel ile İman Arasındaki Münasebet” başlığı altında Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna dikkat çekilen eserde[1] “Tasdik ve İnkar Bakımından İnsanlar” başlığı altında dini kabul ve red açısından insanların üç grup (mü'min, kâfir ve münafık) olduklarının Bakara suresinin başından 27. ayete kadar anlatıldığı belirtilmiştir.[2] Bu ayet grubuna referansta bulunularak çocuğa, bu sûrenin girişi hakkında bilgi verilmiş, Kur'an’da insan tiplerine dikkat çekilmiş ve her birinin tavrının sonuç doğurduğu belirtilmiştir.

“Allahu Teala Hazretlerine İman” başlığı altında “Arkadaşlarında herhangi bir delilik eseri bulunmadığı üzerinde düşünmediler mi? O ancak apaçık bir uyarıcıdır.” (el-A`raf 7/184), “Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.” (Kâf 50/7-8) ve “De ki: Göklerde ve yerde neler olduğuna bir bakın. Ne var ki iman etmeyen bir topluluğa ayetler ve uyarılar bir şey kazandırmaz.” (Yûnus 10/101) ayetleri verilerek “Böyle ne kadar ayet var ki hep bizi düşünmeye, tetkik ve muhakemeye ve böylece Allah'ın birliğini anlamaya davet ediyor.” denilmiştir.[3] Bu ayet grubuyla çocuğa, peygamberin uyarıcı olduğu, yeryüzündeki düzenin Allah’ın varlığına kanıt olduğu ve insanın gökler ile yerdeki ayetleri düşünerek Allah’ın birliğini anlamaya davet edildiği öğretilmektedir.

“Vahdaniyet” başlığı altında Allah’ın tek ilah olmaması durumunda göklerde ve yerde düzenin bozulacağına dikkat çeken[4]Eğer (yer ve göklerin) her ikisinde de Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle (yerin ve göğün her) ikisi de yok olurdu. (Kâinata hâkimiyet makamı olan) arşın (gerçek) Rabbi olan Allah, onların tanımlamalarından çok yücedir.” (el-Enbiyâ 21/22)[5] ve “Muhalefetün Li’l-Havâdis (Sonradan Olanlara Benzememek)” başlığı altında da “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O duyandır, görendir.” (eş-Şûrâ 42/11) ayeti verilerek[6] çocuğa, Allah’ın bir ve tek olduğu, evrenin düzeninin O’nun birliğine delil teşkil ettiği ve hiçbir yaratılmışa benzemeyen yüce varlık olduğu öğretilmektedir.

“Tekvînî İrade Teşrîî İrade” başlığı altında[7]Allahü teala dilediğini yapar. Allah'ın dilediği ol demekle olur. Allah kullarının fenalık ve kötülük yapmamalarını irade buyurur. Allah sizin için kolaylık murat eder, ister.” ayetlerinden söz edilmekte ancak hangi ayetler olduğu belirtilmemektedir.[8] Verilen ayet mealleri, sırasıyla İbrâhim 14/27, Yāsīn 36/82, Zümer 39/7 ayetleri olabilir. Bu ayetlerle çocuğa, Allah’ın tekvînî iradesiyle her şeyi dilediği gibi var ettiği, teşrîʿ iradesiyle ise kullarından iyilik ve itaat istediği, böylece hem kudret hem de kullara yönelik rahmetinin öğretildiği açıkça anlatılmaktadır. Yine “Allahu Teala Hakkında Caiz Olan Şeyler” başlığı altında yüce Allah’tan ümit ve beklentileri kesmemek gerektiğine[9] dikkat çeken “Allah'ın rahmetinden, mağfiretinden ümit kesenler, ancak kafirler sapıklardır.” (Yûsuf 12/87) ayetine yer verilerek[10] çocuğa, Allah’ın rahmet ve bağışlamasından hiçbir zaman ümit kesilmemesi gerektiği, ümitsizliğin inkârcıların bir özelliği olduğu kavratılmaktadır.

“Kelime-i Tevhid’in Manasındaki Şumûl” başlığı altında “La ilahe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)!” (el-Bakara 2/163) ayetinden hareketle kelime-i tevhidin açıklaması yapılmıştır.[11] “Haram ve Hükmü” başlığı[12] altında “insan öldürmeyiniz.” “Hırsızlık yapmayınız.” “Yalan şâhitliği yapmayınız.” “Namusa tecavüz etmeyiniz.” “Anaya, babaya karşı gelmeyiniz.” “Yeryüzünde fesat çıkarmayınız.” şeklindeki Kur'anî yasaklara dikkat çekilmiştir.[13] Akseki’nin kitabı, çocuğa sadece bilgi aktarmamakta; tefsirî bir yaklaşımla tevhidî iman bilincini, ahlâkî sorumlulukları ve toplumsal düzeni koruma şuurunu kazandırmayı amaçlamaktadır. Böylece çocuk, İslâm’ın hem inanç hem de ahlâk boyutlarını bütüncül bir şekilde öğrenmektedir.

“Secde-i Tilavet” başlığı[14] altında “On dört surede tilavet secdesi gerektiren ayet vardır.” denilerek bu surelerin numaraları verilmiştir.[15] Akseki’nin “Secde-i Tilavet” başlığı altında ayetleri sıralayarak verdiği bilgi, Kur’an’ın lafzının sadece okunacak bir metin değil, insanda fiilî bir davranış (secde) doğuran canlı bir mesaj olduğunu çocuğa kavratmaktadır.

“Çocukların Ana ve Babalarına Karşı Vazifeleri” başlığı[16] altında “Ana ve babalarımıza iyilik yaparsak, onları kendimizden memnun edersek çocuklarımızdan iyilik görürüz.” denilmesinin ardından ana babaya güzel ve yumuşak söz söylemeyi[17] tavsiye eden bir ayetle başlayan “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. ‘Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster.’ diyerek dua et. Kalplerinizdekini en iyi bilen rabbinizdir. Eğer iyi olursanız bilesiniz ki Allah kendisine yönelenleri bağışlayıcıdır.” (İsrâ 17/23-25) ayet grubu verilir.[18] Ardından da Kur’an’da Allah’a ibadet emrinin ardından anaya, babaya iyilik edilmesinin istenmesinin bu iyiliğin önemini gösterdiğine dikkat çekilir.[19] Bu ayet grubu ve yapılan yorum, çocuğa Allah’a kulluğun hemen ardından anne babaya iyiliğin geldiğini, onların gönlünü hoş tutmanın hem dini bir emir hem de karşılıklı sevgi ve merhameti güçlendiren ahlaki bir davranış olduğunu kazandırır.

“Helal Olmayanlar” başlığı   altında Müslümanları cahiliye dönemine ait çirkin bir adetten sakındıran, onu kötüleyen ve ortadan kaldıran[20]Geçmişte olanlar hariç, babalarınızın nikahlamış oldukları kadınları nikahlamayın. Şüphesiz bu, bir hayasızlık ve Allah'ın hışmını gerektiren bir işti. Ne kadar da kötü bir yoldu!” (en-Nisâ 4/22) ayet meali verilerek evlenilmesi yasak olan kimselere dikkat çekilmiştir.[21] Bu ayetle çocuğa, evlilikte sınırların Allah tarafından belirlendiği, helal-haram ölçülerine uymanın hem aile düzenini hem de toplumsal ahlakı koruduğu öğretilmiş olmaktadır.

“Memleket Vazifeleri” başlığı altında “Her insan için memleketini sevmek, onun refah ve saadetine çalışmak, hükümetin emirlerine itaat etmek bir vazifedir.” denilmiş ve bunun Kur’an tarafından emredildiği iddia edilmiş ancak hangi ayet olduğu söylenmemiştir.[22]  Kastedilen ayet, Allah’a ve resulüne itaati emreden ve Müslüman liderlerin emirlerine uymayı teşvik eden[23] şu olabilir: “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (en-Nisâ 4/59). Bu bölümdeki yaklaşımla çocuğa, memleket sevgisinin ve yöneticilere itaat kavratılmış olsa da yöneticiliğin aslında Allah’a ve Peygamber’e itaate bağlı bir sorumluluk olduğunu, ihtilaf anında ise ölçünün Kur’an ve sünnet olduğu vurgusu yapılmamıştır.

Yine “Ferdlerin Hükümete Karşı Vazifeleri” başlığı altında da düşmanı korkutacak güç biriktirmek gerektiğine dikkat çekilerek bunun Kur’an’ın emri olduğu söylenmiştir.[24] Kastedilen ayet şudur: (Ey inananlar!) Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayınız. Çünkü hem Allah'ın düşmanını ve hem de sizin düşmanınızı ve onların dışındaki sizin bilmediğiniz ama Allah'ın bildiği diğerlerini korkutup caydırmış olursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız, size karşılığı tam olarak verilir.” (el-Enfâl 8/60). Bu ayet çocuğa, toplumun güvenliği için güçlü olmanın, düşmanı caydıracak hazırlık yapmanın ve bu uğurda yapılan harcamaların Allah katında değerli bir ibadet olduğunu kavratır.

“İçtimai Hak ve Vazifeler” başlığı altında “Allah adaletle, ihsan ve iyilikle emreder. Adalet ediniz. İyiliğe yardım ediniz.” (en-Nahl 16/90)[25] ayeti verilmiş, “İstihza, Alay Etmek” başlığı altında[26] ise ayet meali verilmeden dipnot (Hucurât 49/10, 12) ile yetinilmiştir. İlgili ayetler şöyledir: “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'tan sakının. Umulur ki size merhamet edilir.” (el-Hucurât 49/10); “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlı olurlar. Kadınlar da kadınları (alaya almasınlar). Belki onlar kendilerinden daha hayırlı olurlar. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü addır! Kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerin kendileridir.” (el-Hucurât 49/12). Bu ayetler çocuğa, toplumsal hayatta adalet ve iyilikle hareket etmenin, müminleri kardeş bilip aralarını düzeltmenin ve alay, ayıplama, kötü lakap gibi davranışlardan uzak durmanın Allah’ın emri olduğunu öğretir.

“Hased Etmek=Çekememek” başlığı altında[27] “Kur'an-ı Kerim, haset edenin zararından Allah'a sığınmak lazım geldiğini haber vermiştir.” denilmektedir. Kastedilen ayet şudur: “Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden (Allah’a sığınırım.)” (el-Felak 113/5). Bu ayet ile öğrenciye kıskançlık ve çekememezliğin zararlarından Allah’a sığınması gerektiği kavratılmaktadır. Ayrıca “Meskene, Evlere Tecavüz Etmemek” başlığı altında “Ey iman edenler! kendi evlerinizden başka evlere, kendi odalarınızdan gayrı odalara sahiplerinden izin alıp selam vermeden girmeyiniz.” (en-Nûr 24/27) şeklindeki ayet mealine yer verilmektedir.[28] Ensardan bir hanımın “Evimde öyle bir hâlde bulunuyorum ki ne babamın ne de oğlumun beni o hâlde görmesini isterim.” demesi üzerine indiği söylenen[29] bu ayet ile çocuğa, başkalarının evine, odasına izinsiz girmemenin hem edep hem de güvenlik açısından önemli bir ilahî emir olduğu öğretilmiş olur.

“Baliğ Olmayan Çocukların da İzinsiz Girmeyecekleri Vakitler” başlığı altında 24. sure 58. ayet şeklinde sadece sure ve ayet bilgisi verilmiştir.[30] Ayetin meali şöyledir: “Ey îmân edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz ve hizmetçileriniz) ve sizden olup da henüz ergenlik çağına ermemiş olanlar (çocuklar), şu üç vakitte (odalarınıza girmek istedikleri zaman, kapıyı vurarak ya da seslenerek sizden) izin istesinler. Sabah namazından önce, öğlen (vaktinde kaylûle yapmak ya da istirahat için odanıza çekilip) üstünüzü çıkardığınız vakitte ve yatsı namazından sonra (uyku ve istirahat vaktinizde). (Bu) üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir.” (en-Nûr 24/58). Bu ayet çocuğa, özel vakitlerde başkalarının odasına izinsiz girilmemesi gerektiğini ve mahremiyetin korunmasının önemini gösterir.

“Hakiki ve Kur’an Ahlakıyla Ahlaklanmış Bir Mümin Nasıl Olmalı?” başlığı altında şu ayetler verilmektedir: “İyilik yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Ancak iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, O'nun sevgisi ile malı yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yolda kalmış olana, dilenenlere ve kölelere veren, namazı kılan, zekâtı veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabreden kimselerin yaptıklarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. Takva sahibi olanlar da bunlardır.” (el-Bakara 2/177);[31]  Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın. Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!» diyerek dua et. Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tövbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle. Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun. Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur. Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur. Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velisine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır. Yetimin malına, rüştüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir. İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.” (İsra 17/22-39);[32]Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti. Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da kitabı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.” (el-En`am 6/152-154);[33]Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.” (el-Enfâl 8/20);[34]Allah hiçbir kimseye elinden geldiğinden ötesini teklif etmez, herkesin kazandığı (hayır) kendi lehine, yüklendiği (şer) de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unuttuk veyâhud kastımız olmıyarak yaptıksa bizi muâheze etme! Rabbimiz Bizden evvelkilere yüklediğin ağır yükü bizlere yükleme; Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimiz yükü de bizlere yükleme; günahlarımızdan vaz geç, onları sil! Bizi yarlığa bizi esirge; Sen’sin Mevlâmız. Kâfirlere karşı bize yardım et!” (el-Bakara 2/287);[35] “(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola götürdükten sonra kalblerimizi oradan ayırma, bize kendi yanından bir rahmet de bağışla, çünkü, istemeden bağışlayan ancak Sen’sin.” (Âl-i İmrân 3/8)[36]

Yukarıdaki ayetler, çocuğa dinin yalnızca ibadetlerden veya şekilsel yönelişlerden ibaret olmadığını; imanın ahlak, sosyal sorumluluk ve adaletle bütünleştiğini kavratmaktadır. İyiliğin özü iman, paylaşma, sabır ve doğru sözle açıklanırken; tevhid bilinci, anne-babaya saygı, akrabaya ve muhtaçlara yardım, israf ve zulümden uzak durma gibi ilkelerle iman–ahlak bağı güçlendirilmektedir. Ölçü ve tartıda adalet, yetim malını koruma, söze sadakat gibi hükümler, adaletin imanın ayrılmaz parçası olduğunu sezdirir. Allah’a ve Resûlü’ne itaatin zorunluluğu, Müslüman kimliğin temel boyutunu oluştururken; dua ayetleriyle de çocuğun, aczini fark ederek Allah’a yönelmesi, rahmet dilemesi ve sorumluluk bilinci kazanması sağlanmaktadır. Böylece bu ayetler, tefsir perspektifinden çocuğa tevhid, iman, ahlak, adalet, sorumluluk ve dua ekseninde bütüncül bir Müslüman kimliği kazandırmaktadır.

Değerlendirme

Ahmed Hamdi Akseki’nin İslâm Dîni adlı eseri üzerine gerçekleştirilen bu araştırma, bu kitabın yalnızca bir din bilgisi kaynağı değil; aynı zamanda çocuklara yönelik kapsamlı bir ahlâk ve değer eğitimi programı olduğunu ortaya koymaktadır. Akseki, Kur’an ayetleri ve hadislerden hareketle iman esaslarını, ahlâkî sorumlulukları ve toplumsal görevleri birbirinden koparmadan, bütüncül bir din anlayışı içinde sunmuştur. Özellikle iman–amel ilişkisinin vurgulanması, çocuklara İslam’ın yalnızca teorik bir inanç sistemi değil, aynı zamanda yaşanan bir hayat tarzı olarak öğretilmek istendiğini göstermektedir.

Eserin ayetleri seçiş ve yorumlayış tarzı, çocuğun zihinsel gelişimini dikkate alan pedagojik bir yaklaşımın ürünü olarak değerlendirilebilir. Çocuklara yalnızca bilgi aktarmakla yetinmeyip, onları düşündürmeye, muhakeme etmeye ve davranışlarını şekillendirmeye yönelten bu yöntem, erken Cumhuriyet dönemi din eğitimi anlayışının yenilikçi yönünü yansıtmaktadır. Ayrıca, aile içi sorumluluklardan toplumsal dayanışmaya, adaletten yönetime itaate kadar geniş bir yelpazede verilen mesajlar, eserin aynı zamanda bir “toplumsal ahlâk kitabı” işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır.

Sonuç itibariyle İslâm Dîni, dönemin resmî eğitim politikaları çerçevesinde hazırlanmış olmakla birlikte, yalnızca bir ders kitabı olmanın ötesine geçmiş hem pedagojik hem de tefsir yönleriyle erken Cumhuriyet dönemi din eğitimi literatüründe önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu yönüyle eser, din pedagojisi, eğitim tarihi ve modernleşme süreçleri bağlamında yapılacak araştırmalara ışık tutan zengin bir kaynak değerindedir.

 



[1] Akseki, İslam Dini, 8.

[2] Akseki, İslam Dini, 59.

[3] Akseki, İslam Dini, 61.

[4] Komisyon, Tefsiru’l-Müyesser, Mecmeu’l-Melik Fahd, 2. Baskı, Suudi Arabistan 2009, (Suudi Arabistan: Mecmeu’l-Melik Fahd li Tabâati’l-Mushafi’ş-Şerîf, 1430/2009), 323.

[5] Akseki, İslam Dini, 63.

[6] Akseki, İslam Dini, 64.

[7] Akseki, İslam Dini, 66.

[8] Akseki, İslam Dini, 67.

[9] Ebu’l-Fida İsmâil b. Ömer İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾâni’l-ʿaẓîm, thk. Sâmi b. Muhammed Selame (Beyrut: Dâru Tayyibe li’n-Neşri ve’t-Tevzi`, ts.), 4/406.

[10] Akseki, İslam Dini, 69.

[11] Akseki, İslam Dini, 99.

[12] Akseki, İslam Dini, 107.

[13] Akseki, İslam Dini, 107.

[14] Akseki, İslam Dini, 187.

[15] Akseki, İslam Dini, 188.

[16] Akseki, İslam Dini, 263.

[17] Celâluddin Muhammed b. Ahmed el-Mahallî - Celâluddin Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Süyûtî, Tefsirü’l-Celâleyn (Kahire: Dârü’l-Hadis, ts.), 368.

[18] Akseki, İslam Dini, 264.

[19] Akseki, İslam Dini, 265.

[20] Derveze, et-Tefsîrü’l-ḥadîs̱, 8/61.

[21] Akseki, İslam Dini, 267.

[22] Akseki, İslam Dini, 269.

[23] Mahallî - Süyûtî, Tefsirü’l-Celâleyn, 111.

[24] Akseki, İslam Dini, 269.

[25] Akseki, İslam Dini, 270.

[26] Akseki, İslam Dini, 272.

[27] Akseki, İslam Dini, 274.

[28] Akseki, İslam Dini, 275.

[29] Ebû Muhammed Abdülhak İbn Atıyye, el-Muḥarrerü’l-vecîz fî tefsîri’l-kitâbi’l-ʿazîz, thk. Abdüsselâm Abdüşşâfî Muhammed (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-`İlmiyye, 1422/2001), 4/175.

[30] Akseki, İslam Dini, 275.

[31] Akseki, İslam Dini, 286.

[32] Akseki, İslam Dini, 287.

[33] Akseki, İslam Dini, 287-288.

[34] Akseki, İslam Dini, 288.

[35] Akseki, İslam Dini, 289.

[36] Akseki, İslam Dini, 289.