Başkasının Gölgesinde Yürüyenlerin Hazin Sonu
![Metin Kutusu: ﴿قَالَ ٱدۡخُلُوا۟ فِیۤ أُمَمࣲ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِكُم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ فِی ٱلنَّارِۖ كُلَّمَا دَخَلَتۡ أُمَّةࣱ لَّعَنَتۡ أُخۡتَهَاۖ حَتَّىٰۤ إِذَا ٱدَّارَكُوا۟ فِیهَا جَمِیعࣰا قَالَتۡ أُخۡرَىٰهُمۡ لِأُولَىٰهُمۡ رَبَّنَا هَـٰۤؤُلَاۤءِ أَضَلُّونَا فَـَٔاتِهِمۡ عَذَابࣰا ضِعۡفࣰا مِّنَ ٱلنَّارِۖ قَالَ لِكُلࣲّ ضِعۡفࣱ وَلَـٰكِن لَّا تَعۡلَمُونَ﴾ [الأعراف ٣٨]](file:///C:/Users/DrMur/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.png)
Bugün A‘râf sûresi 38. ayetin ışığında hepimizin zaman
zaman sığındığı o meşhur limanı sorgulayalım istedim: Başkasını suçlayarak
vicdanı rahatlatma limanı. İnsan ayağı takılıp düştüğünde suçu hemen yerdeki
taşa ya da onu o yola sokana atar; fakat ilahî kelam bize bir hakikati
hatırlatıyor: Kendi irademizi başkasının cebine koyduğumuzda, yaptığımız
hataların yükü sadece o “yol gösterende” kalmıyor. Birinin peşinden körü körüne
gitmek, bizi masum bir takipçi olmaktan çıkarıp o yanlışın sessiz ortağı hâline
getiriyor. Ayetin çizdiği tablo ise son derece etkileyici: Dünyada “yol
arkadaşı” sanılan kimselerin yarın birbirine lanet okuduğunu ve kendi ördükleri
azap duvarının altında nasıl hep beraber kaldıklarını görüyoruz. Aslında mesele
bir başkasının bizi saptırmasından ziyade, insanoğlunun o saptırmaya ne kadar
gönüllü olduğuyla ilgili.
Cehennemin
Sosyolojisi: Gruplar ve Lanetleşmeler
Ahirette yüce Allah[1] ya da meleklerden birisi cehennemlik
cinlere ve insanlara şöyle diyecektir: “‘Sizden önce cin ve insanlardan
geçen ümmetler arasında ateşe girin.’ dedi. Ne zaman bir ümmet (ateşe) girse kardeşine
lanet eder. Nihayet hepsi orada buluştukları zaman sonları ilkleri hakkında,
‘Rabbimiz, işte onlar bizi saptırdılar. Sen de onlara ateşten bir azap ver.’
der. Allah da ‘Herkes için bir kat (azap) vardır fakat bilmezsiniz.’ der.”
(el-A`râf 7/38). Ayette cinlerden önce söz edilmesi, insanlardan önce
yaratılmış olmaları nedeniyledir. Yine “Ne zaman bir ümmet (ateşe) girse kardeşine
lanet eder.” denilmesi, cehennemliklerin bir çırpıda değil, gruplar hâlinde
oraya girdiklerini gösterir. Bir yandan kardeşliklerine bir yandan da
lanetleşmelerine dikkat çekilmesi, yaşadıkları krizin ne kadar büyük olduğuna
işaret eder. Birbirleriyle dostlukları ahirette de devam eden muttakilerden
farklı olarak (ez-Zuhruf 43/67) cehennemlik topluluklar, ahirette ateşe
girerken “kardeşine” lanet eder. Onların kardeşliği, kan bağına
dayanmaz. Yani Yahudi Yahudi olana, Hristiyan Hristiyan olana, müşrik de müşrik
olana lanet eder. Dolayısıyla onların kardeşliği, dinî kardeşliktir. Dünyada
birbirine tutunarak kimlik bulanlar, ahirette birbirine lanet ederek mutlak bir
yalnızlığa mahkûm olurlar. Sahte dostlukların ontolojik çöküşü burada
sergilenir.
Saptıranın
ve Uyanın Ortak Kaderi
Ayetteki “sonları” denilen kimseler, cehenneme sonra
girenler de inkârda ikincil seviyede olanlar da olabilir. Cehennemlik “Herkes
için bir kat (azap)” olması hem saptıranların hem de taklitçi zihniyetle onlara
bilerek uyanların, kendi işledikleri inkâr ve sapma fiillerine ek olarak bir
kat daha azapla karşılaşacağını ve ahlakî özerkliğe sahip akıllı varlıklar
olarak suçlarını devredemeyeceklerini ifade eder. Burada adeta bir “kısır döngü”
reddi vardır. Öyle ki sonrakiler suçu öncekilere atsa da mantıksal olarak her “sonraki”,
kendisinden sonra gelecek olanın “öncekisi”dir. Zira inkârcılara azap bir
defaya mahsus değildir; azap kesintisiz ve dereceli bir mahiyet arz eder. Bu
sebeple her ilave azap, azabın katlanması ve derecesinin artması anlamına
gelir. Ayette kimin ne kadar azap gördüğü konusunda “bilmezsiniz”
denilmiştir. Dolayısıyla, cehennemliklerin bilme konusundaki acizlikleri,
nispeten az yananların teselli bulmayacağını gösterir. Bilmekten yoksun kişiler,
bir ihtimal dünyadaki inkârcılarsa bu durumda, dünyadaki inkârcıların azabın niteliği
ve dereceleri hakkında hakiki bir bilgiye sahip olmadıkları ifade edilmiş olur.
Sonuç
A‘râf
38. ayet, sadece öte âlemin dehşetli bir tablosu değil, bugün sığındığımız “Herkes
yapıyor.” bahanelerinin son kullanma tarihidir. Bu ayetin bize gösterdiği en
net hakikat şudur: İrade kimseye devredilemez; birinin peşinden körü körüne
gitmek bizi masum bir takipçi değil, o yanlışın sessiz ortağı yapar. Ayet, suçu
zincirin tek bir halkasına yükleyen anlayışı reddeder ve her halkayı sorumlu
kılar. Azabın derecelerini ve ilahi adaletin nasıl tecelli edeceğini tam olarak
kavrayamasak da “bilmezsiniz” uyarısı, sorumluluğun devredilemeyeceğini
ve her tercihin karşılığının eksiksiz verileceğini hatırlatır. A‘râf’ın bu
durağında gördüğümüz ibret şudur: Başkasının gölgesinde yürüyenler, yarın kendi
ayak izlerini bulamayabilirler.
Anahtar Kelimeler: Tefsir, Zincirleme Suç, Ahlaki Özerklik, Taklit, Sorumluluk.
[1]
“Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince
işte onların ahirette hiç nasipleri yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla
konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için
elem veren bir azap vardır.” (Âl-i İmrân 3/77) ayeti, yüce Allah’ın
ahirette inkârcılara hitap etmeyeceğini akla getirse de muhatap alınmayacak
olanlar, A‘râf sûresi 38. ayette özellikleri sayılmış kâfirler olsa gerektir.
En doğrusunu Allah bilir.