Müslüman Çocuğun Kitabı Üzerinden Bir Dinî Bilinç Okuması
Giriş
Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren çocuklara yönelik din eğitimi, yeni
devletin modernleşme hedefleri ile toplumun dinî ve kültürel ihtiyaçları
arasında denge kurma çabalarının bir yansıması olmuştur. Bu süreçte hazırlanan
ders kitapları ve dinî içerikli yayınlar, yalnızca dini bilgi aktarmakla
kalmamış; aynı zamanda değer eğitimi, ahlak bilinci ve toplumsal uyum gibi
pedagojik amaçlar da taşımıştır. 1948’de yayımlanan Müslüman
Çocuğun Din Kitabı, bu bağlamda
dikkat çekici örneklerden biridir. Eser, ayet meallerine ve dualara yer
vermesiyle çocukların Allah, peygamber, ibadet ve ahlak anlayışlarını
şekillendirmeyi hedeflemiştir; ancak kitapta ayetlerin çoğunlukla “(Ayet)”
şeklinde belirtilmesi, bazı ifadelerin Kur’an’da doğrudan bulunmaması ya da
serbest çeviri niteliğinde verilmesi, dönemin eğitimsel yaklaşımının metinsel
sadakatten çok terbiyevi uyuma öncelik verdiğini göstermektedir. Çocuklara
doğa, tarih ve toplumsal ilişkiler üzerinden Allah’ın varlığını, kudretini ve
rahmetini tanıtma gayreti, eseri klasik ilmihal tarzından ayırmakta ve modern
öğretici kaygılarla hazırlanmış bir ders kitabı niteliğine kavuşturmaktadır. Bu
açıdan kitap, Cumhuriyet’in erken döneminde dinî eğitimin nasıl
kurumsallaştırıldığına, çocukların zihinsel dünyasının nasıl şekillendirildiğine
ve kutsal metinlerin pedagojik amaçlarla nasıl dönüştürüldüğüne ışık tutan
değerli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Eserin
İçeriği ve Analizi
Kitapta ayetlere yer verirken sure ve ayet bilgisi verildiğine
rastlanmamıştır. Eser, yüce Allah’tan söz eden ve bazı ayetlere telmihte
bulunan ifadelerin yer aldığı bir sayfalık girişle başlamaktadır.[1] Kitapta yer alan sabah duası da yüce Allah’a yöneliş
içeriklidir.[2] Her ne kadar
“Yaradan” başlığı altında “Kur’an’ın bir ayeti ‘O, her gün binlerce âlem
yaratır.’ diyor.”[3] denilse de Kur’an böyle bir ayet içermemektedir.
Kastedilen ayet, Allah’ın çağıranın duasına icabet ettiği, sıkıntıyı giderdiği,
çaresiz kalana karşılık verdiği ve günahı bağışladığı yorumu yapılan[4]
“O, her an bir iştedir.” (er-Rahmân 55/29) ayeti olsa gerektir. Eserde
rabbinin Allah olduğunu söyleyip doğru yolu tutanların, hiçbir şeyden
korkmalarına ve çekinmelerine gerek olmadığına (Fussilet 41/30) dikkat
çekilmiştir.[5] Bu, Müslümanlar için bir hayat felsefesidir. Sonuçta
“Varlığımız Ebedîdir” başlığı altında ifade edildiği gibi “Allah içiniz
hepimiz. Elbet ona döneriz.” (el-Bakara 2/156).[6] Bu, sadece musibet anlarında okunacak bir sabır duası
değil; insanın ontolojik konumunu özetleyen bir tevhid ifadesidir.
“Yeri Göğü Yaratan” başlığı altında ifade edildiği gibi Yüce Allah, “Rahmetim
her şeyi kaplar.” (el-A`raf 7/156) demiştir.[7] Yüce Allah’ın dünyada rahmetinin etkisinin üzerinde
olmadığı hiçbir Müslüman ve kâfirin bulunmadığını ifade ettiği belirtilen[8]
bu ayet ile yüce Allah’ın sadece yaratmadığına, yaratmanın ardındaki merhamet
prensibine dikkat çekilmiş olmaktadır. Yine yüce Allah'a şöyle dua edilmelidir:
“Tanrım giriştiğim işi hayırlısıyla sona erdir.” Yerde ve gökte neler
var onlara bakıp düşünmek gerekir (Yûnus 10/101). Bu bakış açısıyla, evren bir
kitap gibi okunmalıdır. Tefekkür etmek sadece felsefi değil, imanî bir
görevdir. “Yerde, gökte nice ayetler vardır ki insanoğullarından bir kısmı
onlardan yüzlerini çevirmiş olarak geçerler.” (Yûsuf 12/105).[9] Bu
ayete atıfta bulunarak, çocuklara “Allah’ın yarattıklarına bak, geçip gitme.
Allah seni düşünmeye çağırıyor.” mesajı verilmektedir.
Yeryüzünde gezmek, tanrı ayetlerini, buruklarını yalan çıkarmak
isteyenlerin akıbetinin ne olduğunu görmeye teşvik eden ayetin (Âl-i İmrân
3/137) belirtilmesi, çocuklara tarih-tefekkür ilişkisini kavratacaktır. Yine “Yerle
göğün yaratılışında gece ile gündüzün ayrılışında denizde yürüyerek insanlara
menfaat sağlayan gemide Allah'ın emriyle gökyüzünden inen ve ölümünden sonra
toprağı dirilten yağmurda yeryüzündeki her hayvanda yerle gök arasında esen
rüzgarlarda bulutlarda anlayanlar için pek çok ayetler ibretler vardır.”
(el-Bakara 2/164) ayeti, öğrencilere tabiata bakmayı, incelemeyi ve düşünmeyi
imanî bir sorumluluk olarak sunmaktadır. Ek olarak “Ey kullarım yeryüzü
geniştir gezin dolaşın lütfumdan kereminden faydalanın.” (el-Mülk 67/15)[10] ayeti ile öğrencilere dünyayı hem rızık kazanma alanı
hem de ilahi nimetlerin sergilendiği bir kitap gibi görmeleri öğütlenmiş
olmaktadır.
“Tanrımız” adlı ve yüce Allah'a öven bir şiirin yer aldığı eserde[11] Allah’ın insanlar gemilerini yüzdürsün, Allah'ın
lütfundan hisselenesin diye denizleri insanın emrine verdiğinden söz
edilmektedir (İbrâhim 14/32).[12] Bu ayet belirtilerek çocuğa doğal kaynakların bir
tesadüf değil, ilahi bir ikram olduğu bilinci kazandırılmış ve insan-doğa-Allah
ilişkisini doğru kurmak teşvik edilmiş olur. Yine bu şiirin yer aldığı
sayfalarda “Dinde zorlama yoktur.” (el-Bakara 2/256) ilkesine yer
verilerek[13] bu sayede iman etmenin özgür iradeyle anlamlı
olacağı, Kur’an’ın vicdan özgürlüğünü ve içtenlik esasını iman için temel
aldığı gösterilmiş olmaktadır.
“Peygamber” başlığı altında “Tanrının yoluna güzel sözler güzel öğütle
çağır çok güzel bir yolda uğraş.” (en-Nahl[14] 16/125) ayetine yer verilerek[15] çocuğun, dini veya doğru bildiği bir şeyi başkalarına
anlatırken kırmadan, bağırmadan, saygılı ve yapıcı bir dil kullanması gerektiği
kavratılmış olur. Bu noktada çocuk; güzel sözün, ikna etmenin ve karşılıklı
saygının dinî anlatımda ve sosyal hayatta önemli olduğunu fark edecektir.
“Efendimizin Çocukluğu” başlığı altında ilim ehline övgü ve cehalete karşı
bir uyarı niteliğindeki “Hiçbir bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
(ez-Zümer 39/9) ayetine yer verilerek[16] sadece bilgiye sahip olanla olmayanın Allah katındaki
değer farkı değil; hayattaki konum, bilinç ve tutum farkı da vurgulanmış olur.
Yine aynı başlık altında “İnsan için ancak çalışmaktan fayda vardır.”
(en-Necm 53/39) ayeti ile[17] çocuk hem dünya hem ahiret hayatında kendi emeğiyle
bir şey kazanabileceğini öğrenir. Başkalarının yerine çalışamayacağını, iyilik
veya kötülüklerin kişisel sorumluluk olduğunu kavrar. Bu bilinçle derslerine,
davranışlarına ve hedeflerine karşı daha gayretli ve sorumlu olur.
Hz. Peygamber (s) kastedilerek oluşturulan “Öksüz İnci” başlığı altında “Sade
Allah'ın rızasını isteyen iyilikçilere ne mutlu.” ayeti belirtilmiş[18] ancak sure ve ayet bilgisi verilmediğinden hangi
ayetin kastedildiği tespit edilememiştir. Kitapta verilen bu ayet mealiyle
çocuklara iyilik yaparken karşılık beklememek ve yalnızca Allah’ın rızasını
gözetmenin önemi sezdirilmeye çalışılmış olabilir. Bu yönüyle metnin,
“İyiliğin, karşılık beklemeden ve sadece Allah rızası gözetilerek yapılması
gerektiğini kavrar.” şeklindeki bir değeri ya da kazanımı desteklediği
söylenebilir.
İnanç temellerini sağlam kurmaları ve Allah ile bilinçli bir ilişki
geliştirmelerine yardımcı olabilecek, “Yalnız sana tapar yalnız senden
yardım umarız.” (el-Fâtiha 1/5)[19] ayetine yer verilerek[20] bu noktada çocuklara tevhid inancı temelinde yalnızca
Allah’a yönelmenin ve kulluğun sadece O’na mahsus olduğunun sezdirilmesi
sağlanmıştır.
“Hz. Muhammed'in Peygamberliği”
başlığı altında risalet ve tebliği görevine dikkat çeken “Oku seni yaratan
tanrının adıyla.” (el-Alak 96/1) ayetine yer verilerek[21] birincil muhatabı Hz. Muhammed (s) olan bu emirle[22]
hem vahyin başlangıcını hem de eğitimdeki temel ilkeyi öğretmek için bilinçli
bir tercihte bulunulmuştur.
Yukarıdaki başlık altında temel konusunun muhataplarına sorumluluk duygusu
telkin etmekten ibaret olduğu söylenen Müddessir sûresinin[23] “Ey disar’la örtünen.” (el-Müddessir 74/1) şeklinde başlamasına dikkat çekilerek
bu sure ile hak dine davet emrinin verildiği belirtilmektedir.[24] Bu bilgiyle çocuklarda sorumluluk alma bilinci geliştirmek
hedeflenmiş olabilir. Hz. Peygamber’in bu görevle çağrılması, çocuklar için bir
rol modeli örneği olarak yorumlanabilir.
Yüce kitapta Allah’a itaati ve günahları terk etmeye teşvik eden[25]
ve İslam toplumunun sosyal dayanışma ruhunun temel ilkesi niteliğindeki “Lütfen
Allah rızası için birbirinize yardım edin fakat fenalık ve düşmanlık hususunda
yardımlaşmayın.” (el-Mâide 5/2) ayetine yer verilerek[26] çocuğun yardımlaşma davranışını bilinçli hâle
getirmesi hedeflenmiştir. Yine insanın kendini güvende hissetme ihtiyacının
Allah’a yönelerek karşılandığını ifade eden “Allah'ı anmakla yürekler rahat ve huzur bulur.” (er-Ra`d 13/28) ayetine yer
verilerek[27] bu noktada çocukların kaygı ve korkularını yönetmede kendilerine
manevi dayanak geliştirme ve Allah inancı ile içsel huzur ilişkisi kurabilme
imkânı sunulmuştur.
İlahi adalet inancını hem de sabırla beklemeyi öğreten, “Sakın, Allah zalimlerin
yaptıklarından gafil sanma.” (İbrâhim 14/42) ayetine yer verilerek[28] zulmeden kişi ya da sistemlerin
dünyada güçlü görünmesinin Allah’ın onları unuttuğu ya da görmediği anlamına
gelmediğine dikkat çekilmiş olmaktadır. Bu, özellikle Hz. Peygamber’in Mekke
döneminde zalim müşriklerin baskılarına karşı direnmesini ve Allah’ın mutlak
adaleti üzerine olan güvenini pekiştiren bir vurgudur.
Eserde Mekke döneminin ortalarına doğru Meryem sûresinden sonra inmiş,
ismini iki harften oluşan birinci ayetinden alan ve muhtevasının üçte ikisi Hz.
Mûsâ’nın nübüvvetine, Firavun’la ve kendi kavmiyle mücadelesine dair olan Tâhâ
sûresinden[29] söz edilmektedir. Hz. Ömer (ö. 23/644) kız kardeşinin
Müslüman olduğunu duyunca yanına gider, o sırada kız kardeşinden Kur’an
sayfalarını alarak Tâhâ sûresini okumaya başlar. “Göklerde ve yeryüzünde ve
bunların arasında ve toprağın altındaki şeyler hep onundur.” (Tâhâ 20/6)
ayetini ve “Başka tapacak yoktur. Ancak O’dur. En güzel isimler O'nundur.”
(Tâhâ 20/8) ayetini okur ve putperestliğin anlamsızlığını kavrar ve Müslüman
olur.[30]
Eserde çocuklara sorumluluk, adalet ve iyilik yayma görevi bilinci kazandıran
temel ilkelerden birine vurgu amacıyla “Sen iyi, güzel, meşru şeyler
yapmalarını halka emret. Fena şeylerden sakınmalarını da söyle.” şeklinde
ayet meali verilmiş[31] ancak bu ayetin hangi ayetin meali olduğu
kesinleştirilememiştir.[32]
Hicret konulu başlık altında “Herkes hak ve adalet dairesinde her
istediğini yapar ve söyleyebilir.” ayeti denilse[33] de hangi ayet olduğu tespit edilememiştir. Yine Ebû
Cehil ve arkadaşları hakkında indiği söylenen[34]
“Sen daima
insanlara af dile, bağışlamakla muamele et daima iyilikle, meşru olan şeyle
emret, cahillerden kaçın.” (el-A`raf 7/199) ayetine yer verilerek[35] bu noktada çocuklara hicretin sadece
bir göç değil, sabır, bağışlama, iyilik ve olgunlukla yapılan bir dönüşüm
olduğu dikkate sunulmuştur. Ayet ile Hz. Peygamber’e ahlakî yüksekliği
koruyarak inkârcı olmayanlara karşı bile yumuşak davranması emri verilmiştir. “Gökte görülen ne varsa hepsi hareket eder (bir
şeyle meşguldür)” ayetine atıf yapılsa[36] da böyle bir ayet bulunamamıştır.
“Kureyş uluları, Allah resulünü öldürmeye karar veriyor.”
küçük başlığı altında ayet denilerek “Kendinizi tehlikeli ve korkulu
şeylerden koruyunuz.” ifadesine atıf yapılmıştır.[37] Bununla kastedilen, “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”
(el-Bakara 2/195) ayeti olsa gerektir. Bu ayet ile Hz. Peygamber’in hicret
kararının bir kaçış değil, tedbirli bir iman mücadelesi olduğunu vurgulanmış
olmaktadır.
“Mağara Arkadaşları”[38]
küçük başlığı altında “Tanrım göğsüme ferahlık ver, işimi kolaylaştır,
dilimin düğümünü çöz: sözümü anlasınlar.” (Tâhâ 20/25-28) ayetine yer
verilmiştir.[39] Bu dua, peygamberlik gibi büyük bir
görevi üstlenen Hz. Mûsâ’nın, Allah’a yönelerek yardım istemesinden söz
etmektedir. Onun bu duası, sadece bir peygamber duası değildir. Söz konusu dua
tüm çocuklara, “Zorlandığında Allah’a dön, yardım dile, anlaşılır konuş,
sabırlı ol.” mesajını verir.
Yukarıdaki başlık hakkında mı yoksa sonraki “Konak” küçük alt başlığı
altında mı belli olmayan bir ayet nakli[40] şöyledir: “Herhangi bir millete peygamber
gönderdik ise onu ancak kavminin diliyle gönderdik ki onlara her şeyi açıkça
anlatsın.” (İbrâhim 14/4). Bu ayet ile Allah, peygamberlerini her zaman o
toplumun diliyle gönderdiğine çünkü insanları ancak kendi dilleriyle yapılan
konuşmayı iyi anlayabildiklerine dikkat çekilmekte ve çocuklara iyi konuşmanın,
doğru kelimeleri seçmenin ve başkasını kırmadan açıklamanın çok değerli olduğu
öğretilmiş olmaktadır.
“İlk Hutbe” adlı okuma parçasının bulunduğu sayfanın altında gasp ve
hırsızlık yoluyla yemeyi, kumar ve kötü kazanç yollarıyla almayı yasakladığı
belirtilen[41]
“Ey müminler: Siz mallarınızı batıl ve fena olan şeylerle yemeyip yalnız
meşru olan ticaret yoluyla yiyin.” (en-Nisâ 4/29) ayetine yer verilmiştir.[42] Yani yalan söyleyerek, kandırarak bir şey elde etmek
Allah’ın sevmediği bir davranıştır. Bu ayet, çocuklara İslam’ın sadece namaz,
oruç gibi ibadetlerden değil, günlük hayatın her anında doğru ve güzel
davranışlardan da oluştuğunu öğretir.
“Medine’de İlk Yıllar” başlığı altında “Müslümanlar birbirinin
kardeşidir.” (el-Hucurât 49/10) ayet meali verilmiştir.[43] Bu ayet, Müslümanların birbirini sadece tanıdık ya da
komşu değil, kardeş gibi görmesini emreder. Medine’de Hz. Peygamber çok güzel
bir organizasyon yapmış, zengin olan Medineli Müslümanlarlar, fakir Mekkelilerle
imkânlarını paylaşmışlardır; çünkü onlar artık kardeş olmuşlardı.
Bedir başlığı mı yoksa Uhud başlığının mı altında
yer verildiği pek belli olmayacak şekilde kitapta “Zora karşı savaşa izin verilir, Allah onlara yardıma
elbette kadirdir.” (el-Hac 22/39) ayetine yer verilmiştir.[44] Bu ayet ile çocuklara zorlu zamanlarda bile birlik
olmanın, dayanışmanın ve kardeşçe davranmanın önemi anlatılmış olmaktadır.
Büyük bir kısmı doğrudan Bedir Gazvesi’yle ilgili olan ve ayetleri hicretin
ikinci yılında savaşı takip eden günlerde inen Enfâl suresinin[45] “Ey Resulüm, müminleri Cenge sok, eğer içinde
yirmi kişi sabredip dayanırsa iki yüz kişiye yeter.” (el-Enfâl 8/65)
ayetine atıfta bulunularak[46] çocuklara savaşta asker sayısının değil, sabır ve
iman gücünün önemli olduğu kavratılmış olmaktadır.
“Hendek Savaşı” alt başlığında “Yardım, Allah'tan zafer yakındır.
İmanlılara müjde ver ya Muhammed!” şeklinde bir ayet meali verilmiştir.[47] Kastedilen ayet; dünyada zafer ve yakın bir fetihle,
ahirette ise hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği nimetlerle
ödüllendirme şeklinde yorumlanan[48]
şu ayet olsa gerektir: “Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi müminleri
müjdele.” (es-Saff 61/13). Eserde kastedilen ayet bu ise bu ayetler çocuklara
hem sabır hem ümit hem de Allah’a güven duygusu aşılanmış olmaktadır.
“Barış Sayesinde” başlığı altında “Halkın arasında akılsızlardan ne diye
kıble değişsin diyenlere doğu da Allah'ın batı da. İstediğini doğru yola O
çevirir de.” (el-Bakara 2/142) ayetiyle[49] Allah’ın sadece bir şehre ya da bir yere değil, her
şeye hâkim olduğuna, belirleyici olanın yüce Allah olduğuna çocuğun dikkati
çekilmiş olmaktadır. Ayrıca ayet, çocuklara Allah’a güvenmeyi, birlik içinde
hareket etmeyi, sabırlı olmayı ve değişimlere uyum sağlayabilmeyi
öğretmektedir. Bu da hem ibadet hayatlarına hem arkadaşlık ilişkilerine yansır.
Bakara sûresi 147. ayet diye belirterek “Doğruluk rabbindendir, bunun
için birbirinizle uğraşmayınız.” şeklinde bir meal[50]
verilmiş olsa da aslında ayetin meali şöyle olabilir: “Doğru (hak)
rabbindendir. Asla şüphelenenlerden olma.” Bu ayet, çocuğa doğruluğun
Allah’tan geldiğini ve tartışmak yerine hakikate güvenmeyi öğütler. Yine “Allah
sabırlılarla beraberdir.” (el-Bakara 2/249) ayeti[51] ile sabrın çatışma yerine huzuru, kargaşa yerine
barışı getiren bir erdem olduğu vurgulanmış olur.
“Peygamberin Haccı” ve “Bütün Mekke Halkının
Müslüman Olması” şeklinde iki başlığın yer aldığı sayfanın altında yer verilen “Kuldan korkmayın, benden korkun.” (el-Mâide
5/44) ayeti[52]
ile insanların ne dediğinden çok, Allah’ın ne dediğine bakılmasının, önemine,
cesaretli, doğru ve dürüst olmanın değerine vurgu yapılmıştır. Mesaj şudur: “Cesaretli
ol, doğru ol, dürüst ol. İnsanlar sana kızsa bile eğer amacın Allah rızasını
kazanmaksa korkma; çünkü O, senin en büyük yardımcındır.
“Bütün Mekke Halkının Müslüman Olması” başlığı altında verilen “Eğer siz
Allah'a şükredip iman ederseniz O, size niçin azap etsin? Allah mükâfatını
mutlaka kat kat verir.” (en-Nisâ 4/147) ayeti[53] çocuklara şu mesajı verir: “Allah seni seviyor. Yeter
ki inan, yeter ki şükret. O zaman korkacak bir şeyin yok; çünkü Allah, iyilik
yapanları ödüllendirir.” Yine “Yarabbi,
sen bunları boş yere yaratmadın; ululuk senindir! Bizi azaptan kurtar; Ya
Rabbi! sen her kimi narına layık gördün sen onu hakîr ettin; adaletsizlik
edenlerin hiçbir yardımcısı çıkmayacaktır: Ya Rabbi! Biz, Rabbinize inanın. diye imana çağıran bir vaizi
işittik; inandık iman getirdik. Yarabbi, kusurlarımızı bağışla; kötülüklerimizi
ört ve doğru insanlarla ölmeyi bize nasip eyle. Yarabbi, elçilerinle vaat
ettiklerini bize bahşet. Mahşer gününde yüzümüzü Kara çıkarma. Sen vaitlerini
elbette yerine getirirsin.” (Âl-i İmrân 3/190-193) ayetleri[54] de çocuğa Allah’ın onu boşuna yaratmadığını, iman
edip dua edecek, iyilik yapacak, hatasını anlayıp bağışlanma dileyecek ve
sonunda iyi insanlarla birlikte olmayı hedefleyecek bir kul olması gerektiğini
öğretir.
“Veda Haccı” başlığı altında İslam’a çok sayıda insanın yönelmesinden bahsedilirken
İza cae nasrullahi velfethu suresinin indiği belirtilmektedir.[55] Ardından “Allah insanlara incitici sözlerle hitap
edilmesinden hoşlanmaz.” (en-Nisâ 4/148) ayeti zikredilmektedir.[56] Bu ayet ile çocuklara şu mesaj verilmiş olmaktadır:
“Sözlerin de ibadet gibidir. Güzel konuşursan Allah sever. Kalp kırarsan, Allah’ın
rızasına aykırı iş yapmış olursun. O yüzden sesinden ziyade, sözünü
güzelleştir.”
Peygamberin tebliği görevinin bittiğinden söz edilirken “Bugün dininizi
tamamladım.” (el-Mâide 5/3) ayetine yer verilerek[57] çocuklara şöyle seslenilmiş olur: “İslam, eksiksiz ve
kusursuz bir dindir. Yüce Allah sana ne yapman gerektiğini açıkça göstermiştir.
Dininden korkma, utanma; onunla gurur duy; çünkü bu yol, seni doğruya, sevgiye
ve cennete götürür.”
Yukarıdaki başlık altında Müslüman olduğunu bilmediği Hâris b. Zeyd’i
öldüren Ebû Cehil’in anne bir kardeşi olan Ayyâş b. Ebî Rebî‘a (ö. 15/636)
hakkında indiği söylenen,[58] “Bir Müminin bir Mümini bile bile öldürmesi
caiz değildir. Her kim ki bir Mümini kasten öldürecek olsa, bir Mümin esiri
azadetmesi, ailesine (sadaka olarak vermedikleri takdirde) diyet vermesi
lazımdır.” (en-Nisâ 4/92) ayetine yer verilerek[59] insan hayatının dokunulmazlığına dikkat çekilmiştir.
Ayet vesilesiyle çocuklara başkasının canına kastetmenin doğru olmadığı, canın,
Allah’ın emaneti olduğu kavratılmış olmaktadır “Veda Haccı” başlığı altında bu
ayetin yer alması, çocuklara İslam’ın temeline “can güvenliği”, “barış” ve
“insan hakkı”nı koyduğunu öğretir. Böylece çocuk hem Allah’tan korkmayı hem de
insanlara merhametle davranmayı öğrenmiş olur. “Kullarıma söyle, sözün en
güzelini söylesinler.” (İsrâ 17/53) ayetiyle[60] de çocuklar her sözünü seçerek söylemeye, teşvik
edilmiştir. Tatlı söz büyüler. Kalpleri onarır, arkadaşlıkları güçlendirir.
Kötü söz ise kalpleri kırar, dostluğu bozar. Allah, güzel söz söyleyenleri
sever.
Kâfirlerin tavırlarının ve alaycı sorularının anlatıldığı bölümle
bağlantılı[61]
“Allah güzel işleri işleyenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/148) ayetiyle,
çocuğa her sözünde ve davranışında iyiliği seçmesi gerektiği öğretilmiştir.; çünkü
Allah’ın en çok iyi niyetle, güzel işler yapan kullarını sever. Yine “Merhametin
öfkemi yener.” ayetiyle[62] de öğrenciye. öfkelendiğinde kırmak yerine
bağışlamayı seçmesi gerektiği, merhametin kalbi yumuşatıp Allah’a daha yakın
kıldığı anlatılmış olmaktadır.
“Ya Muhammed elbette sen öleceksin ve elbette onlar da ölecek.” (ez-Zümer 39/30) ayeti ile eser,[63] çocuğa her insan gibi Peygamberimizin de öleceğini,
bu yüzden dünya hayatının geçici olduğunu ve bu hayatta iyi işler yaparak
sonsuz hayata hazırlanmak gerektiğini öğretir. Ek olarak “Ey ahali ben
sadece bir haberciden başka bir şey değilim de.” şeklinde verilen ayet
mealinin[64]
Hac 22/49 ayeti olması muhtemeldir: “De ki: Ey insanlar! Ben sizin için
sadece apaçık bir uyarıcıyım.” Kitapta kastedilen bu ayet ise çocuğa
peygamberin sadece uyarı ve rehberlik görevi olduğu, inanmanın ise kişinin
kendi tercihiyle gerçekleşeceği hissettirilir.
“Müslüman Çocuğun Amentüsü” başlığı altında
verilen “Biz Kur'an'ı
anlayasınız diye Arapça gönderdik.” (Yûsuf 12/2) ayeti[65] çocuğa Kur’an’ın sadece okunmak için değil, anlayıp
düşünmesi ve hayatına uygulaması için indirildiğini, bu yüzden Kur’an’ı
tanımaya ve anlamaya çalışmasının imanının bir parçası olduğunu öğretir.
“Kur'an ve Ulu Elçinin Mucizeleri” başlığı
altında hem Kur'an’ın ezberlenerek korunması hem de anlaşılmasının
kastedildiğinin ifade edildiği[66] “Ya Rabbi sen benim bilgimi ziyade eyle.” (Tâhâ 20/114) ayetinin[67] verilmesi, çocuğa bilginin en değerli şey olduğunu,
Peygamberimizin bile sürekli Allah’tan daha çok bilgi istediğini ve kendisinin
de öğrenmeyi bir ömür boyu sürdüreceğini öğretir. Yine “Allah kullarına en
küçük bir haksızlıkta bile bulunmaz.” (el-Hac 22/10) ayeti[68] çocuğa Allah’ın her şeyi adaletle yönettiğini,
kimseye en küçük bir haksızlık bile yapmadığını ve bu yüzden kendisinin de her
zaman adil, dürüst ve hak gözeten biri olması gerektiğini öğretir.
“Allah’ın Elçileri” başlığı altında verilen “Ey Müslümanlar! Allah'tan nasıl korkmak lazımsa öyle
korkunuz.” (Âl-i İmrân
3/102) ayeti[69] öğrenciye Allah’tan yalnızca korkmakla kalmayıp O’nu
severek, saygı duyarak ve emirlerini önemseyerek yaşaması gerektiğini; tıpkı
peygamberlerin yaptığı gibi sorumluluk bilinciyle davranmayı öğretir.
“Allah’ın Elçileri II” başlığı altındaki kısım, çoğu zaman ayetlerden hareketle kaleme alınmış bir
bölümdür. Sayfa altında şu ayete yer verilmiştir: “Zalimlerin yardımcıları
yoktur.” (el-Hac 22/71). Bu ayet,[70] çocuğun adaletin kıymetini kavramasını sağlar;
haksızlık yapanların sonunda yalnız kalacağını ve Allah’ın sadece doğru yolda
olanlara destek verdiğini sezdirir. Yine faydalı ilim verilen kimsenin
kastedildiği ifade edilen[71]
“Kime hikmetli söz verilirse, kim hikmetten lezzet duyarsa ona büyük hayır
ve şeref verilmiştir.” (el-Bakara 2/269) ayeti,[72] çocuğun düşünerek konuşmanın, doğru zamanda doğru söz
söylemenin ne kadar değerli olduğunu fark etmesine imkân tanır; hikmetli
davrananların Allah katında yüce bir konuma erişeceğini hissettirir.
“Yakup ve Yusuf Peygamber” başlığı
altında Yûsuf suresinin Yûsuf kıssasını doğrudan içeren 4.-96. ayetler arası
kısmın meali verilmiştir.[73] Bu uzun kıssa, çocuğun sabrın, affetmenin, sadakatin
ve Allah’a güvenmenin hayatın her döneminde nasıl karşılık bulduğunu
hissedebilmesini sağlar; Yûsuf gibi güzel düşünecek, Ya'kūb gibi sabretmeyi
öğrenecektir. Ya'kūb ve Yûsuf kıssasının sonları ve Eyyûb peygamberin
anlatıldığı kısmın bulunduğu sayfanın altında verilen “Allah elbette
sabırlılarla beraberdir.” (el-Bakara 2/153) ayeti,[74] çocuğun zorlandığında pes etmek yerine dayanmayı
seçeceğini, sabırla davrananların aslında hiçbir zaman yalnız kalmayacağını
içtenlikle hissedebilmesine zemin hazırlar.
“Allah’ın Elçileri III” başlığı altında büyük oranda Kur’an’dan özelde de Tâhâ
suresinden hareketle Firavun-Mûsâ kıssasının anlatıldığı bir bağlamda[75]
“Hak yaşar, batıl ölür.” (İsrâ 17/81)[76] “Zalimlerin yardımcıları yoktur.” (Âl-i İmrân
3/192) ayetleri belirtilmiştir. Bu ayetler, öğrenciye hak ile batıl arasındaki
mücadelenin değişmez gerçeğini öğretir. Hakikat her zaman kalıcı, zulüm ise
geçicidir. Ayrıca, zulme destek olmanın insana fayda değil sorumluluk
yüklediğini, adaletin yanında durmanın bir iman bilinci olduğunu kavratır.
“Süleyman Peygamber” ve “İlyas Peygamber” başlıklarının bulunduğu sayfanın
altında “Ey Müslümanlar, kendilerine şeriat ve doğru yol gösteren şeyler
geldikten sonra birbirlerinden ayrılıp ihtilafa düşen kimseler gibi olmayın.”
(Âl-i İmrân 3/105) ayetine yer verilmiştir. Bu ayet öğrenciye, hakikati
öğrendikten sonra ayrılığa düşmenin yanlışlığını sezdirir; birlik ve dayanışma
fikrini küçük yaşlarda zihinlere yerleştirir. “Yahya Peygamber” başlığının yer
aldığı sayfadan önceki sayfada onun hakkında şu ayete[77]
yer verilmiştir: “Biz ona (Yahya'ya) çocukken ilim ve akıl verdik.”
(Meryem 19/12). Hz. Yahyâ’ya hikmetin yani Tevrat’ı anlama ve dinde kavrayış
verildiği şeklinde yorumlanan[78]
bu ayet ile çocuğa genç yaşta da Allah’ın kitabını anlamaya, hikmetle doğruyu
seçmeye başlayabileceğini kavratılır..
“İsa Peygamber” başlığı konulduktan sonra Hz. Îsâ anlatılırken yer verilen
çoğu tırnak içi ifade, ayet meallerinden oluşmaktadır.[79] Bu anlatım sırasında yeğeni ile evlenmek isteyen
Harut adlı valinin nikâhını kıymayan Hz. Yahya’nın şehit edildiğinden söz
edilirken Âl-i İmrân 3/49 ayetinin numarası verilmiştir. Burada izah edilemez
bir karışıklık mevcuttur. Yine bu bölümde garip bir şekilde “Ben, Allah’ın
izniyle köre şifa veririm, cüzzamlıyı iyi ederim, ölüyü diriltirim.” (Âl-i
İmrân 3/49) şeklindeki sözleri Hz. İsa’nın değil, Cebrail’in söylediği ileri
sürülmüştür. Ek olarak bu bölümde sayfa altı ayetleri verilmiştir: “Allah
çirkin ve incitici sözlerin açıklanmasını sevmez.” (en-Nisâ 4/148) ve “Ya
Meryem altında bulunduğun ağacı salla, hurma dökülsün de ye, içgözün nurlansın;
Eğer bir faniye rast gelirsen esirgeyen Allah'a niyetliyim bugün kimseyle
konuşmam de.” (Meryem 19/25-26).[80] “Yerde gökte her varlık esirgeyen Allahın ancak
kuludur.” (Meryem 19/93).[81] “Allah dedi
ki: ya İsa, ben seni ahiretime, huzuruma alırım ve sana inanmayanların elinden
alırım, sana inananları da Mahşer gününe kadar sana inanmayanlardan Üstün
tutarım. O zaman bana dönmüş olursun ve ihtilafınıza adaletle hükmederim.”
(Âl-i İmrân 3/54).[82] Bu bölümdeki ayetler, okuyana Hz. Îsâ'nın bir
peygamber olarak gösterdiği mucizelerin sadece Allah’ın izniyle gerçekleştiğini
düşündürür; onun görevinin ilahi mesajı aktarmak ve insanları doğru yola
çağırmak olduğunu sezdirir; Meryem kıssası aracılığıyla, yalnızlık ve
çaresizlik anlarında bile Allah’a güvenmenin bir yolunu gösterir; kul olmanın
yüceliğini hatırlatır; sonunda ise Allah’ın adaletinin her ihtilafa son
vereceğini kavratır.
“Ahirete İnanırım” başlığı altındaki bölümde[83]
“Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, yedi başak veren, her
başağından yüz tohum tanesi çıkan bir tek tohuma benzer.” ayeti[84]
çocuğa bir iyiliğin, görünenden çok daha fazla değer taşıdığını çok güzel
sezdirir. Allah için yapılan bir yardımın, tıpkı çoğalan tohumlar gibi artacağını
hayal ettirir. Bu benzetme, çocuğun yüreğine iyiliğin bereketini hissettirir ve
paylaşmanın ne kadar anlamlı olduğunu düşündürür. Yine kitapta ayet olduğu
belirtilmeksizin, müminlerin Allah’a muhtaç oluşunun ne dünyada ne de ahirette
ortadan kalkacağına dikkat çektiği yorumu yapılan[85]
“Büyük Tanrım ışığımızı bütünle; bizi koru! Çünkü senin gücün her şey yeter.”
(et-Tahrim 66/8) ifadesine yer verilmiştir.[86]
Bu ayeti okuyan çocuk bilir ki Allah’tan ışık isteyen bir kalp, karanlıktan
korkmaz; çünkü Allah’ın verdiği iman ışığı, doğru yolu gösterir. Bu dua ona hem
korkularında hem de yalnız hissettiğinde Allah’tan yardım istemeyi öğretir. İyi
bir Müslüman hem dünyada hem ahirette Allah’ın korumasını ister. Allah her şeye
gücü yeten ve duaları işitendir. Yine bu bölümde küçük yaşlara ölüm sonrası
hayatı düşündürmeyi, şehitliğin değerini hissettirmeyi ve Allah yolunda yapılan
fedakârlıkların karşılıksız kalmayacağını sezdirerek öğretmeyi amaçlaması
muhtemel “Allah yolunda öldürülenler asla ölmezler.” ifadesine yer
verilmekte ve ayet olduğu söylenmektedir. Muhtemelen bu ayet meali[87]
şu iki ayetten birinin serbest bir çevirisi olsa gerektir: “Allah yolunda
öldürülenler için ‘ölüler’ demeyin.” (el-Bakara 2/154), “Allah yolunda
öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler.” (Âl-i İmrân
3/169).
“Kadere İnanırım” başlığı altında ve metin içinde muhtemelen Tekvîr 81/29
ya da İnsân 76/30 kastedilerek “Allah istemedikçe kullar istemezler.”
ifadesine yer verilmiştir. İkincisi ise “Bütün isteyip aradıklarınızı size
verdik.” (İbrâhîm 14/34) ayetidir. Yine Kehf 18/30 ya da Âl-i İmrân 3/195
kastedilerek “İyi işleyenlerin emeği boşa gitmez.” ve muhtemelen Nisâ
4/79 kastedilerek “Her şey Allah’tandır.” ifadelerine Kur’an’da
bulundukları belirtilerek yer verilmiştir.[88]
Bu ayetler aracılığıyla çocuk, Allah’ın kudret ve iradesini tanımaya başlar;
her dileğin gerçekleşmesinin yalnızca çok istemeye değil, O’nun dilemesine
bağlı olduğunu hisseder. Sahip olduğu nimetlerin çoğunun, aslında fark etmeden
aldığı ilahî hediyeler olduğunu düşünür. İyiliğin karşılıksız kalmayacağını
öğrenir ve hayatın iniş çıkışları karşısında tevekkül etmeyi, Allah’a güvenmeyi
içselleştirir.
“Ana Baba Sevgisi” başlığı altında verilen ve serbest çeviri denebilecek “Tanrı
der ki: “Anaya babaya of bile deme! kendine hiçbir surette karşılık verme.
Daima güzel sözlerle gönüllerini almaya bak.” (İsrâ 17/23-24) ayetleri[89]
çocuğa anne babaya saygının sadece davranışla değil, en küçük bir sözle bile
sınandığını hissettirir ve her koşulda güzel sözle gönül almayı alışkanlık
hâline getirmesi gerektiğini öğretir.
“Sevgi ve Kardeşlik” başlığı altında verilen, hayır ve Allah’a itaat
konularında yardımlaşmayı teşvik eden[90]
“İyilikte de kötülükten sakınma yolunda da birbirinize yardım edin.”
(el-Mâide 5/2) ayeti[91]
öğrenciye, yardımlaşmanın her zaman doğru ve faydalı işlerde olması gerektiğini
öğretir. Arkadaşına ders çalışmasında, iyilik yapmasında yardımcı olmak
sevaptır; ama kopya çekmesine, yalan söylemesine destek olmak kötülüktür.
Gerçek sevgi ve kardeşlik, iyilikte el ele vermek, kötülükte ise birbirini
engellemektir.
“Çalışkanlık” başlığı altında Tanrı’nın, “Çalıştığından başka insana
hayredecek hiçbir şey yoktur.” (en-Necm 53/39) dediği belirtilmektedir.
İnsanın yalnızca kendi çabasından sorumlu olduğu, ancak başkalarının onun için
yaptığı dua, istiğfar ve sadakanın sevabının da kendi gayretiyle bağlantılı
sayıldığı yorumu yapılan[92]
bu ayet, çocuklara çalışmanın hem dünyevî başarı hem de uhrevî kurtuluş için
şart olduğunu öğretir. Ayetteki ifade hem ahlakî bir öğüt hem de ilâhî bir
kanunu hatırlatır. Yine “Allah çalışanları yerinde oturanlara üstün tutar.”
şeklinde verilen ayet mealiyle[93]
de muhtemelen şu ayet kastedilmiştir: “Mü'minlerden özürsüz olarak
yerlerinde oturanlarla Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir
değildirler. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara derece
olarak üstün kılmıştır.” (en-Nisâ 4/95).
Bu ayet, çocuğa çalışkan ve gayretli olmanın, tembellikten üstün ve
Allah katında değerli bir tutum olduğunu kavratmaktadır.
“Sağlık Sıhhat” başlığı altında muhtemelen “Ey iman edenler! Kendinizi
ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!” (et-Tahrim
66/6) ayeti kastedilerek Kur’an’da “Ey
inanan kimseler, nefsinizi koruyunuz.” buyurulduğu belirtilmiştir.[94]
Bu sayede çocuğa sağlığını korumanın imanla bağlantılı bir sorumluluk olduğu
açık biçimde öğretilmiş olmaktadır. Yine “Ulu Tanrı Kur'an'ın bile inananlara
şifa ve rahmet olarak indirildiğini söyler.” söyler denilerek[95]
“Biz Kur'an'dan öyle ayetler indirmekteyiz ki müminler için şifa ve
rahmettir.” (İsrâ 117/82) ayetine dikkat çekilmiş ve çocuğa Kur’an’ın sadece bir öğüt değil, inananlar için
ruhsal şifa ve rahmet kaynağı olduğu net biçimde anlatılmış olmaktadır.
“Hak Dini Olan Müslümanlıkta Haklar” başlığı
altında “Ey iman
edenler birbirinize belirli bir vakitte ödenmek üzere borçlandığınız zaman
yazın.” (el-Bakara
2/282) ayetine yer verilerek[96]
çocuğun dikkati Müslümanlıkta hakların korunması için borçların yazılı kayda
geçirilmesinin adalet ve güvenin bir gereği olduğuna çekilmiştir.
“İnsan Hakları ve Bu Hakların Savunması” başlığı altında “Allah Kur'an'da
milletlerin birbirlerine karşı iyi muamele göstermesini, adaletle hakaret
etmesine buyurur. Hatta bu milletlerin kâfir olması bile bizi bu yolda
hareketten alıkoyamaz. Gerçek Müslümanlığın engin ruhu böyledir.” denilerek[97]
muhtemelen şu ayet kastedilmiştir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta
tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi
adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvâya en yakın olandır.”
(el-Mâide 5/8). Şahitlikte ne yakın dostları ve ne de akrabaları kayırmanın
doğru olduğuna dikkat çeken[98]
bu ayet, çocuğa insan haklarını savunmanın adaletli olmakla mümkün olduğunu ve
düşmanlık karşısında bile adaletten ayrılmamak gerektiğini kavratmaktadır.
“Savunma Savaşı” başlığı[99]
altında “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz.” (el-Bakara
2/154) “Allah kendi yolunda öldürülenlerin emeklerini asla boşa
çıkarmayacak, yazık etmeyecektir.” (Muhammed 47/4), “Ve sınırlarda düşmana karşı bekçi,
gözcü olun.”
(Âl-i İmrân 3/200) ve “Ey Allah'a inananlar, savaş aletlerini ve silahları hazır bulundurup
uyanık bulunun.”
(Âl-i İmrân 3/200) ayetlerine yer
verilerek,[100]
çocuğa Allah yolunda fedakârlığın boşa gitmeyeceği, şehitliğin yüce bir değer
olduğu ve vatanı, dini korumak için daima hazırlıklı, uyanık ve sorumluluk
sahibi olunması gerektiği kavratılır.
“Allah’a Karşı Görevlerimiz” üst başlığı ve
“İbadet” başlığı altında verilen ve Hristiyanlara da orucun farz kılındığı yorumu yapılan[101]
“Ey Allah'a inananlar oruç
size farz oldu, korunasınız diye.” (el-Bakara 2/183) ayeti,[102]
çocuğa oruç ibadetinin Allah’a karşı bir görev olduğunu ve insanı kötülüklerden
koruyan bir ahlaki eğitim aracı olduğunu anlatmaktadır.
“Namaz” başlığı altında “Namaz, insanı her kötülükten her fenalıktan
uzak tutar. Allah'a anmak her şeyden üstündür. Yani en büyük ibadettir.”
(Ankebût 29/45) ayeti belirtilmiştir. Kur'an, namazın kuru bir gösterişten
ibaret kalmasını kınadığı söylenerek “Onlar namaza istemeye istemeye
dururlar. Zaten maksatları başkalarına gösteriştir.” (en-Nisâ 4/142) ve “Yazık
o namaz kılanlara! Onlar kıldıkları namazdan habersizdirler.” (el-Mâûn
107/4/5) ayetleri zikredilmiştir.[103]
Bu ayetler öğrenciye, namazın yalnızca şekilsel bir görev değil, insanı
kötülüklerden uzaklaştıran içten bir ibadet olduğunu öğretmektedir. Kur’an,
gösteriş için veya isteksiz kılınan namazı kınar; bu da namazın özündeki
samimiyet ve Allah’ı anma bilincine dikkat çekmektedir. Namaz ancak kalpten
bağlılıkla ve bilinçle kılındığında gerçek anlamını bulur.
“Namazı Bozan Şeyler” ve “Namazın Şartları ve Rükünleri” başlıklarının
bulunduğu sayfanın altında yer verilen, “Ulu Tanrımız! Takat
getiremeyeceğimiz yükü bize yükleme, bizi bağışla, bizi yarlığa, bizi esirge.”
(el-Bakara 2/286) ve “Tanrımız bizi hidayete ilettikten sonra gönüllerimizi
oradan ayırma. Bize kendi katından rahmet ihsan et.” (Âl-i İmrân 3/8)
ayetleri[104]
çocuğa, namazın sadece şekil ve kurallardan ibaret olmadığını; aynı zamanda
Allah’a yöneliş, dua ve rahmet dileme bilinciyle tamamlandığını öğretmektedir.
“Bir Caminin İçi” ve “Ezan” başlıklarının yer aldığı sayfanın altındaki
ayet[105]
şöyledir: “Ey inananlar, Allah'a karşı gelmekten nasıl korunmak gerekirse
böyle korunun.” (Âl-i İmrân 3/102). “Allah’a nasıl kulluk etmek gerekiyorsa
öyle kulluk edin.” diye yorumlanan[106]
bu ayet, çocuğa caminin ve ezanın hatırlattığı asıl görevin, Allah’a karşı
derin bir saygı ve sorumluluk bilinciyle yaşamak olduğunu öğretmektedir. “Cemaatle
Namaz” başlığının yer aldığı sayfanın altındaki ayet meali ise “Dinde
zorlama yoktur. Doğru yol eğri yoldan ayrılmıştır.” (el-Bakara 2/256)
şeklindedir.[107]
Bu ayet, çocuğa namazı cemaatle kılmanın teşvik edildiğini fakat dinin özü
itibarıyla zorlamaya değil, özgür irade ve bilinçli tercihe dayandığını
öğretmektedir.
“Zekât” başlığı altında “Onlar ki boyuna altın ve gümüş biriktirirler de
Allah yolunda onunla muhtaç olanları azıklandırmazlar, onlara ağır azap
çekeceklerini müjdele.” (et-Tevbe 9/34)[108],
sayfa altında ise “Allah insanlara hep rahmet ve inayet eder, fakat
insanların çoğu şükretmezler.” ayeti ile “Sadakaları aşikâr verirseniz
iyi! Onları gizlice yoksullara
verirseniz sizin için daha iyi olur.” ayetleri verilmiştir.[109]
Bu ayetler çocuğa, zekât ve sadakanın yalnızca mal paylaşımı değil, Allah’ın
rahmetine şükür ve muhtaçlara merhamet göstermenin bir gereği olduğunu;
gösterişten uzak, samimiyetle yapılması gerektiğini öğretmektedir.
“Kumar” başlığı altında verilen ve Hz. Ömer, Muâz b. Cebel (ö. 18/639) ve
bazı Ensar’ın şarap ve kumarın aklı giderip malı tükettiğini söyleyerek hükmünü
sormaları üzerine nazil olduğu söylenen[110]
“Sana sarhoş edici içkileri ve kumarı sorarlar De ki: Her ikisinde de hem
büyük günah vardır. Hem insanlara fayda vardır. Günahları faydalarından daha
büyüktür.” (el-Bakar 2/219) ayeti,[111]
çocuğa içki ve kumarın bazı faydaları olsa bile insanı zarara sürüklediğini ve
günah yönünün ağır bastığı için uzak durulması gerektiğini anlatmaktadır.
Kitabın “Okuyalım” başlığı altında namazda okunacak tekbirler, dualar,
sûreler ve ayetler hem Arapça asılları hem de Latin harfleriyle yazımları ve
mealleriyle birlikte verilmiştir. Bu bölümde Fatiha (Elham/Açıcı),[112]
İnşirah (Açılma) ve Fil,[113]
Mâûn (Bağış) ve İhlâs (Birleme/Tevhid)[114]
sûreleri ile Bakara sûresinden Âyetü’l-Kürsî[115]
yer almakta; ayrıca “Kur’an’ı anlayasınız diye Arapça gönderdik.” (Yusûf
12/2) ayeti de sayfa altı notunda zikredilmektedir.[116]
Ayrıca namaz sırasında Arapça olarak okunmasının esas olduğu fakat namaz
bittikten sonra Türkçe mealinin de okunmasının sevap olacağı vurgulanmıştır.[117]
Böylece hem ibadette yaygın ve doğru okuma biçimi korunmakta hem de bu noktada
çocukların anlamaya yönelik bilinçleri desteklenmektedir.
“Müslüman Türk Çocuğunun Duası” başlığının bulunduğu sayfanın altında
“Herhalde çalışan boş kalmaz.” ayet meali verilmiş,[118]
ancak hangi ayet olduğu netleştirilememiştir. Şu ayet kastedilmiş olsa
gerektir: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. (وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنسَانِ
إِلَّا مَا سَعَى)” (en-Necm 53/39). Bu ayet çocuğa, çalışan kişinin emeğinin
boşa gitmeyeceğini ve insanın ancak kendi gayretiyle başarıya ulaşacağını
öğretmektedir.
Kitabın 224. sayfasından sonraki numarasız
bölümde, Resûlullah (s) hakkında sanatsal bir üslupla kaleme alınmış özel bir
aktarım yer almaktadır. Bu bölümde onun yüce misyonunu vurgulamak üzere
Kur’ân-ı Kerîm’deki “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(el-Enbiyâ 21/107) ayetine de yer verilmiş, böylece metin, estetik ve manevi
bir derinlik kazanmıştır.
Değerlendirme
Müslüman Çocuğun Din Kitabı üzerine yapılan bu inceleme,
Cumhuriyet’in erken döneminde din eğitiminin yalnızca bilgi aktarımı değil,
aynı zamanda çocukların zihinsel, ahlâkî ve toplumsal gelişimlerini yönlendirme
amacı taşıdığını ortaya koymaktadır. Kitapta kullanılan ayet meallerinin ve
pedagojik uyarlamaların, metinsel sadakatten çok çocukların algı düzeyine hitap
etmeyi öncelediği tespit edilmiştir. Bu tercih, eseri klasik ilmihal
metinlerinden farklılaştırarak onu erken Cumhuriyet pedagojisinin özgün bir
ürünü hâline getirmiştir.
Çalışmada dikkat çeken bir diğer husus, eserin
sadece dinî bilgi verme işleviyle sınırlı kalmaması; ahlâkî davranışlar,
toplumsal sorumluluk ve değerler eğitimine dair mesajları da içermesidir.
Böylece eser, çocuk okura yönelik din eğitimi literatüründe çok boyutlu bir
işlev üstlenmiştir. Bu işlev hem bireysel dindarlığın inşasına hem de yeni
toplumsal düzenle uyumlu bir ahlak anlayışının yerleşmesine katkı sağlamıştır.
Sonuç olarak bu eser, yalnızca eğitsel bir yayın
değil, aynı zamanda din eğitiminin modernleşme sürecinde geçirdiği dönüşümü
belgeleyen tarihî bir kaynak olarak önem arz etmektedir. Bu yönüyle eser hem
din pedagojisi hem de Cumhuriyet dönemi eğitim tarihi açısından incelenmesi
gereken zengin bir malzeme sunmaktadır.
[1] Nurettin Artan - Nurettin Sevin (ed.), Müslüman
Çocuğunun Din Kitabı (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1948), 5.
[2] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
6.
[3] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
7.
[4] Ebu’l-Haccâc el-Mahzûmî Mücâhid, Tefsîru
Mücâhid (Mısır: Dâru’l-Fikri’l-İslâmiyyi’l-Hadîse, 1410–1989), 1/638.
[5] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
7.
[6] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
8.
[7] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
10.
[8] Ebü’l-Berekât en-Nesefî, Tefsîrü’n-Nesefî
(Medârikü’t-tenzîl ve hakāiku’t-teʾvil), thk. Yusuf Ali Bedîvî (Beyrut:
Dâru’l-Kelimi’t-Tayyib, 1419/1998), 1/609.
[9] Artan - Sevin, Müslüman
Çocuğunun Din Kitabı, 11.
[10] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
11.
[11] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
13.
[12] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
13.
[13] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
14.
[14]
Kitapta “Balarısı sûresi” adı tercih edilmiştir. Bu tercihte “pedagojik amaç”
güdüldüyse Kur’an surelerini çocuk dünyasına yakınlaştırma, yani
somutlaştırarak öğretme çabasını yansıtır.
[15] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
20.
[16] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
30.
[17] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
31.
[18] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
33. Tespit edilebilen en yakın ayet grubu şöyledir: “Yüce
Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde hiçbir kimseye ait şükranla
karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) mutlu olacaktır.”
(el-Leyl 92/19-21).
[19]
Kitapta sûrenin adı Fâtiha değil, “Elham” olarak belirtilmiştir. Bu tercihle
çocuğun evde, camide, çevresinde duyduğu dinî dili kitapla örtüştürerek
aşinalık ve yakınlık oluşturmak hedeflenmiş olsa gerektir.
[20] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
34.
[21] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
42.
[22] Ebû Muḥammed Mekkî b. Ebî Ṭâlib el-Ḳaysî Mekkî b.
Ebî Ṭâlib, el-Hidâye ilâ bulûġi’n-nihâye fî ʿilmi meʿâni’l-Ḳurʾân ve
tefsîrihî ve aḥkâmihî ve cümelin min fünûni ʿulûmih, thk. eş-Şâhid el-Bûşîḫî
(Şârika: Mecmuʿatu Buḥûs̱i’l-Kitâb ve’s-Sunne, 1429/2008), 12/8349.
[23] M. Kâmil Yaşaroğlu, “Müddessir Sûresi”, TDV
İslâm Ansiklopedisi (Erişim 03 Ağustos 2025).
[24] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
42-43.
[25] Ya‘kūb b. Muhammed el-Fîrûzâbâdî, Tenvîrü’l-miḳbâs
(miḳyâs) min Tefsîri İbn ʿAbbâs (Lübnan: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, ts.), 88.
[26] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
44.
[27] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
46.
[28] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
47.
[29] Bekir Topaloğlu, “Tâhâ Sûresi”, TDV İslâm
Ansiklopedisi (Erişim 03 Ağustos 2025).
[30] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
48.
[31] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
49.
[32]
Kastedilen ayet şu olabilir: “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret.
Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar
kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” (Lokmân 31/17).
[33] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
52.
[34] Fîrûzâbâdî, Tenvîrü’l-miḳbâs (miḳyâs) min
Tefsîri İbn ʿAbbâs, 144.
[35] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
53.
[36] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
54.
[37] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
57.
[38] Hz.
Muhammed (s) ve Hz. Ebû Bekir (ö. 13/634) kastedilmektedir.
[39] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
58.
[40] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
59.
[41] Abdurrahman b. Nâsır b. Abdullah es-Sa`di, Teysîru’l-kerîmi’r-Rahmân
fî tefsîri kelâmi’l-Mennân, thk. Abdurrahman b. Muallâ el-Lüveyhik (Beyrut:
Müessesetü’r-Risale, 1420/2000), 175.
[42] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
62.
[43] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
65.
[44] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
68.
[45] Emin Işık, “Enfâl Sûresi”, TDV İslâm
Ansiklopedisi (Erişim 04 Ağustos 2025).
[46] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
69.
[47] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
74.
[48] Muhammed Abdüllatîf el-Hatîb, Evdahu’t-tefâsîr
(Mısır: el-Matbaatü’l-Mısriyye ve Mektebetüha, 1383), 685.
[49] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
78.
[50] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
79.
[51] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
80.
[52] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
81.
[53] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
82.
Eserde Nisâ sûresi yerine “Kadınlar sûresi” demek tercih edilmiştir.
[54] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
83.
[55] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
86.
[56] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
87.
[57] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
88.
[58] Ebû Saʿîd ʿAbdullâh b. ʿOmer el-Şîrâzî el-Beyḍâvî,
Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Teʾvîl, thk. Muḥammed ʿAbdurrahman
el-Marʿaşlî (Beyrut: Dâru İḥyâi’t-Turâs̱i’l-ʿArabî, 1418), 2/90.
[59]
Ayet verilirken “Kadınlar suresi” denilmektedir. Bk. Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
88.
[60] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
90.
[61] Muhammed İzzet Derveze, et-Tefsîrü’l-ḥadîs̱
(Kahire: Dâru İhyai’l-Kütübi’l-Arabiyye, 1383), 3/392.
[62] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
91.
[63] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
92.
[64] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
92.
[65] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
97.
[66] Mucîruddîn b. Muhammed el-`Uleymî, Fetḥu’r-raḥmân
fî tefsîri’l-Ḳurʾân, thk. Nuruddin Talib (Beyrut: Dâru’n-Nevâdir,
1430/2009), 4/329.
[67] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
101.
[68] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
102.
[69] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
104.
[70] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
106.
[71] `Uleymî, Fetḥu’r-raḥmân fî tefsîri’l-Ḳurʾân,
1/385.
[72] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
107.
[73] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
108-115.
[74] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
115.
[75] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
117-119.
[76]
Meallerde yaygın olarak “yaşar” ve “ölür” yerine “geldi” ve “gitti” anlamı
tercih edilir.
[77] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
122.
[78] Nesefî, Tefsîrü’n-Nesefî (Medârikü’t-tenzîl ve
hakāiku’t-teʾvil), 2/328.
[79] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
123-126.
[80] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
124.
[81] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
125.
[82] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
126.
[83] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
128-131.
[84] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
128.
[85] Sehl b. Abdullah et-Tüsterî, Tefsîrü’t-Tüsterî,
thk. Muhammed Bâsil Uyûn es-Sûd (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1423/2002),
171.
[86] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
131. Dua üslubunda serbest bir ayet meali
denebilecek bu ifadenin kitabî çevirisi şöyle olabilir: “Rabbimiz! Nurumuzu
bizim için tamamla, bizi bağışla; şüphesiz sen her şeye kadirsin.”
[87] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
130.
[88] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
133.
[89] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
145.
[90] Lecne min `Ulemâi Ezher, el-Münteḫab fî
tefsîri’l-Kur’âni’l-kerîm (Mısır: el-Meclisu’l-A‘lâ li’ş-Şuûni’l-İslâmiyye,
1416/1995), 144.
[91] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
148.
[92] Ahmed b. İsmail b. Osman Kûrânî, Ġāyetü’l-emânî
fî tefsîri’l-kelâmi’r-rabbânî (Necm sûresinden Nâs sûresine kadar), thk.
Muhammed Mustafa Koksu (Türkiye: Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 1428/2007), 31.
[93] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
152.
[94] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
154.
[95] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
154.
[96] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
156.
[97] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
158-159.
[98] Ali b. Muhammed el-Hâzin, Lübâbü’t-teʾvîl fî
meʿâni’t-tenzîl, thk. Muhammed Ali Şahin (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye,
1415), 2/20.
[99] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
159.
[100] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
160.
[101] Ebû İsḥâḳ İbrâhîm b. es-Serî ez-Zeccâc, Meʿâni’l-Ḳur’ân
ve İʿrâbuhu, thk. ʿAbdulcelîl ʿAbduh Şelebî (Beyrut: ʿÂlemü’l-Kütüb,
1408/1988), 1/251.
[102] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
168.
[103] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
172.
[104] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
184.
[105] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
188.
[106] Ebû Mansûr Muhammed el-Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân,
thk. Mecdî Bâslûm (Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1426/2005), 2/443.
[107] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
192.
[108] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
203.
[109] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
204.
[110] Mesud el-Ferrâ el-Begavî, Meâlimu’t-tenzîl,
thk. Abdürrezzak el-Mehdî (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420), 1/276.
[111] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
211.
[112] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
217-218.
[113] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
218.
[114] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
219.
[115] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
219-220.
[116] Arapçada Arapça olmayan
fakat Araplarca kullanıldığı için artık Arapça kabul edilen (سجيل والمشكاة واليم وإستبرق)
kelimeler mevcuttur. Bk. Hâzin, Lübâbü’t-teʾvîl fî meʿâni’t-tenzîl,
2/510.
[117] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
221.
[118] Artan - Sevin, Müslüman Çocuğunun Din Kitabı,
222.