İblîs’in Düşüşünden Âdem ve Eşinin İmtihanına
İblîs’in
Düşüşünden Âdem ve Eşinin İmtihanına
İblîs’in
isyanıyla başlayan o kadim sahnede (el-A‘râf 7/18), Allah’ın “hor ve
kovulmuş olarak çık” buyruğu yankılanırken aslında yeni bir çağrının da
kapısı aralanır: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleş(in).” (el-A‘râf 7/19).
Bu iki ayet, varlık sahnesinde artık insanın sorumluluk aldığı ilk ana işaret
eder. İtaatin değeri, sınır bilinciyle ölçülür; zira yasak ağaç bir meyveden
çok, özgürlüğün nereye kadar uzanabileceğinin simgesidir. Bugünün insanı da
aynı soruyla yüz yüzedir: “Sınırını nerede çizeceksin?” İblîs’in azgınlığı
kibirden doğmuştu, Hz. Âdem’e yöneltilen uyarı ise rahmetten. İmtihanın özü hâlâ
aynı iki kelimede gizli: itaat ve sınır. Ve belki de her insan, kendi cennetini
korumak istiyorsa önce bu iki kelimenin anlamını yeniden hatırlamalıdır.
İsyan,
Kibir ve Cehenneme Giden Yol
İnkâr ve
isyan lideri İblîs, yüce Allah’a itaatsizlik suçu sonrası meleklerin yanından
uzaklaştırılmıştır: “Allah dedi: Ondan hor ve kovulmuş olarak çık. Yemin
ederim ki kim sana uyarsa cehennemi bütün sizden elbette dolduracağım.”
(el-A`râf 7/18). Kibirlenen kimse hor hakir duruma düşer. İblîs’in akıbeti de
öyle olmuştur. Ona “hor ve kovulmuş” olarak çıkmasının söylenmesi, ona
dönük tehdit ve azarlamayı pekiştirmek içindir. İnsana düşmanlık eden
İblîs’in yolunu tutmak ne kötü bir şeydir. Onun yoluna uyanları kuşatacak cehennem
“Daha yok mu?” (Kâf 50/30) diyecek kadar aç gözlüdür! O hâlde insan,
İblîs ile aynı konuma düşmemeli, ebedi cenneti kazandıracak itaate
yönelmelidir. O, ne kadar İblîs’e muhalefet ederse o kadar yücelir. İblîs’e, “ki
kim sana uyarsa” denilmesi, takipçilerinin kötülüğün öznesinin İblîs
olduğunu söyleyip kenara çekilemeyeceklerini yani onların da suç ortağı olduğunu
göstermektedir.
Yasak
Ağaç: Özgürlüğün Sınırını Nerede Çizeceksin?
Kur'an, itaatkârlıkla
imtihan edilen Hz. Âdem ve eşinin, meyvesinin yenmesinin yasaklandığı ağaç
konusunda uyarıldığından söz eder. Bununla birlikte Kur'an, onun ne ağacı
olduğunu söylemez: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleş(in), istediğiniz
yerden yiyin. Şu ağaca yaklaşmayın; sonra zalimlerden olursunuz.” (el-A`râf
7/19). Ayette önce Hz. Âdem’in tek başına muhatap alınması sonra da yasak
konusunda eşiyle birlikte muhatap alınması, ilkinde Hz. Âdem’in belirleyici
konumuna ikincisinde ise yasağa eşit oranda muhatap oluşlarına dikkat çekmek
içindir. Hz. Âdem’e “cennete yerleş” denilmesi, emir olabileceği gibi
izin de olabilir. Hz. Âdem ile eşinin yediği ağacın başka birine ait olduğu
bilgisi olmadığı için onların başkalarına değil, kendilerine zulmettikleri
söylenebilir. Ahiretteki ebedi hayatın mümkün olduğu cennette herhangi bir
yasak bilinmediğinden Hz. Âdem ile eşinin bulunduğu cennetin, Hz. Âdem’in
halife kılındığı yeryüzünde bir bahçe olduğu söylenebilir. Ek olarak ebedilik cennetinden
farklı olarak Hz. Âdem’in bulunduğu cennette zulüm mümkündür.
Sonuç
el-A‘râf 7/18 ayeti,
toplumsal yozlaşmada önderlik edenlerin (İblîs gibi) sorumluluğunun ne kadar
ağır olduğunu vurgular; çünkü kötülük sadece yapanı değil, ona uyanları da aynı
karanlığa çeker. el-A`râf 7/19 ayeti ise insanın sınır bilincini hatırlatır;
cennetin kaybı, aslında itaatin değerinin unutulmasıyla başlar. Bu yazının
ortaya koyduğu temel bulgu şudur: İsyanın kökü kibir, kurtuluşun anahtarı ise
tevazudur. Günümüz insanı için bu kıssalar sadece tarihî bir anlatı değil,
ahlaki bir uyarıdır. Zira bugün de nice lider nice ideoloji İblîs’in aynı
hatasını tekrar ediyor: Sınır tanımamak. Oysa insanı yücelten şey, gücünü
göstermek değil, haddini bilmektir. Bu ayetler bize, nefsin ateşini söndürmenin
yolunun yüce Allah’a itaatten geçtiğini ve her çağın İblîs’ine karşı en güçlü
direnişin ona ve onun yolundan gidenlere karşı durmak olduğunu öğretiyor.
Anahtar Kelimeler: Tefsir, Cehennem,
Âdem, Cennet, Yasak Ağaç.