İblîs’in Çok Cepheli Planı
İblîs’in
Çok Cepheli Planı
Kıssalar,
bazen çağımızın laboratuvarlarından daha çok şey öğretir insana. el-A‘râf
7/17’de İblîs’in “önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından
geleceğim” demesi, bir masal değil, insanın zihin haritasına çizilmiş uyarı
levhası gibidir. İblîs, insanın çevresinde değil, iç dünyasında fırsat kollar. Onun
“çoklarını şükredenler (olarak) bulmazsın”
sözü de insanın iradesine dair belki de en eski hipotezdir; çünkü akıl
güçlenmedikçe nefis daima yeni bir kılıkla gelir. Bu yazı, o kadim imtihanı
yeniden okumaya hem klasik tefsirin hem de “destekleyici” düzeyde modern
bilimin ışığında “bugünkü şeytanları” tanımaya bir davettir.
İblîs’in
Kuşatma Planı
Allah’tan gelecek rahmeti kesemeyeceğini bildiğinden ve ona secdeye
kapanma emrini hatırlattığından olsa gerek İblîs, üstten ve alttan gelme hariç
her yönden insanı saptırmak için harekete geçtiğini beyan etmiştir: “Sonra
onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından mutlaka geleceğim.
Sen de çoklarını şükredenler (olarak) bulmazsın.” (el-A`râf 7/17). Yani
İblîs’in A, B, C ve D planı vardır. Onun, yönlerin bir kısmını söyleyip
tamamını kastetmiş olması da muhtemeldir.
İnsanı
Önden ve Arkadan Kuşatma
İblîs’in insanlara “önlerinden” yaklaşması, kıyametin kopacağına
dair kuşkular uyandırması ve “Ahirete kim gitmiş gelmiş?” gibi sözlerle onları
ahireti inkâra sürüklemesi olabilir. Ayrıca insanı dünyevî gelecek kaygısına
düşürüp, “Allah affeder.” deyip günaha teşvik ederek çetin hesabı unutturması
ya da görülebilir tehlikelerle saptırması da bu yaklaşımın bir parçası olarak
görülebilir. Onun “arkalarından” yaklaşarak insanları dalalete
sürüklemesi; onları dini bırakıp ataların izinden gitmeye teşviki, onlara Müslüman
geçmişi unutturması, bilmedikleri, hesap edemedikleri tehlikelerle saptırması
ve geride bırakacakları dünyaya (çocuklar, mal, mülk vs.) sarılmaya
yönlendirmesi olabilir.[1]
İblîs’in
Sağlı Sollu Saptırma Çabası
İblîs’in insanlara “sağlarından” gelmesi, gösterişçi dindarlığa
teşviki ve sapmış dinî liderlere itaate yönlendirmesi olabilir. Ek olarak “sollarından”
gelmesinin anlamı, İslam karşıtlıkları net dünyevi liderlere itaat teşvikiyle, kötülüklerle,
haramlarla yoldan çıkarması yani kötü amellerini süslü göstermesi (en-Nahl
16/63) olabilir. “Sen de çoklarını şükredenler (olarak) bulmazsın.”
derken bunu zanna dayalı olarak söylemiş olabilir: “Ant olsun İblîs, onlar
hakkındaki tahminini doğru çıkardı.” (Sebe' 34/20). Diğer bir ihtimal de
insanların imtihan karşısında çoğunlukla ne yapacaklarını yüce Allah’ın
bildirdiği meleklerden duymuş olmasıdır. Ayetteki (el-A`râf 7/17) şükür, sözlü
olarak “Çok şükür!” demekle yetinmeyip yüce Allah’a itaatle dolu bir ömür
sürmektir. Peki, İblîs insana insanın içinden geleceğini niçin söylemedi? Bu,
onun insana asla hâkim olamayacağına kanıt sayılabilir. İnsanın yapması gereken
şey, İblîs’in/şeytanın kalbe verdiği vesveseden (en-Nâs 114/5) Allah’a
sığınmaktır.
Aklın
Haritası Üzerinden Kuşatma
Tıbbî açıdan beynin ön kısmı (frontal lob) karar verme, plan yapma,
ahlâkî değerlendirme ve irade kontrolünden; arka kısmı (oksipital lob) görsel
algı ve geçmiş deneyimlerin hatırlanmasından; sağ yarımküresi duygular,
sezgiler ve empati gibi yönlerden; sol yarımküresi ise mantık, dil ve çözümleme
gibi işlevlerden sorumludur. İblis, insan beyninin bu yönlerini ve zaaf
noktalarını biliyorsa, “önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından
mutlaka geleceğim” sözüyle bu merkezlerin her birini hedef almayı kastetmiş
olabilir. Böylece düşünceyi, duyguyu, algıyı ve iradeyi kuşatarak insanı
bütünüyle etkisi altına alma arzusunu ifade etmiş olması muhtemeldir. Bu yorum,
ayetin bilimsel bir açıklaması değil; önceki paragraflarda tefsir ilmi ışığında
yapılan yorumları destekleyici bir açıklama olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç
İblîs’in
çok yönlü saptırma planını anlatan el-A‘râf 7/17 bize insanın düşmanının
uzaklarda değil, zaaflarının hizasında olduğunu öğretiyor. İblîs’in kuşatmasını
sadece geçmişte değil, bugünün ekranlarında, tüketim arzularında ve ölçüsüz
hırslarında da görmek gerekir. Elbette insanın iç dünyası denetlenebilir bir
laboratuvar değildir; bu yüzden bulgularımız sınırlıdır ama hatırlatmanın gücü
sınırsızdır. Belki de yapılacak en anlamlı çalışma, kişinin kendi kalbinde İblîs’in
izlerini teşhis etmesidir; çünkü İblîs, hâlâ “önümüzden” umutlarımızla,
“arkamızdan” geçmişimizle, “sağımızdan” dindarlığımızla, “solumuzdan”
arzularımızla konuşuyor. Ne var ki vesvese kalpte etkili olamaz, izin
verilmedikçe. Ve belki bütün tefsirlerin dikkat çektiği o çağrıyı hatırlamak
yeter: “İblîs’in izinde değil, rabbinin kılavuzluğunda yolculuğunu sürdür.”
Anahtar Kelimeler: Tefsir, İblîs, Şükür,
Saptırma, Akıl.
[1]
İblîs’in insanları “önlerinden” saptırması, farklı bir yaklaşımla, dünya
hayatının insanın hemen önünde bulunan bir hayat olması nedeniyle onları dünya
meşgalesine yönlendirip yoldan çıkarması şeklinde yorumlanmıştır. Bu yaklaşımla
uyumlu olarak onun, insanları “arkalarından” saptırması, bu dünya hayatının
ardından gelecek olan ahiret hayatını unutturarak ya da inkâr ettirerek yoldan
çıkarması biçiminde açıklanmıştır.