Gelenekleşen Yanlışlar ve Vahyin Arındırıcı Sesi
Gelenekleşen Yanlışlar ve Vahyin Arındırıcı
Sesi
İnsanın hakikatten uzaklaşmasında çoğu
zaman kötü niyet değil, bilmediği hâlde bildiğini sanan bir özgüven—literatürde
“epistemik aşırı güven”[1] diye geçen o sinsi
hâl—etkili olur. A‘râf 7/28’de bize gösterilen manzara da tam böyledir:
Müşrikler çirkin bir fiille yüzleşince önce atalarına sığınıyor, sonra da
yanlışlarını Allah’ın emri gibi sunabilecek bir cesarete bürünebiliyor. Bu
yazıda söz konusu ayetten hareketle şu sorunun yanıtı aranacaktır: “İnsan,
hangi noktada geleneğini hakikatin ölçüsüne dönüştürür ve hangi aşamada Allah
adına konuşma haddini aşar?” Çıkarım basit ama çarpıcıdır: Kişi, bilmediği
konuda kesin konuşmaya başladığında hem akla uygun hareket etmemiş olur hem
inancını zedeler. Ayetin net hükmü ise şu gerçeğe işaret eder: “Allah,
çirkin şeyleri emretmez.” Bu cümle, her devirde gönlümüzü ve zihnimizi
arındırmamız gerektiğini hatırlatan güçlü bir uyarıdır.
Taklidin
Kör Noktası
Çarşıda ve pazarda hiçbir şey giyinmeden
dolaşmayı çirkin gören müşrikler, puta tapmak ve tavaf sırasında avret yerlerini
açmak gibi kötü şeyler yaptıkları zaman âdeta onlara “Niçin böyle şeyler
yaptınız?” denilmiş, onlar da fiillerini atalarıyla irtibatlandırdıklarında bu
sefer de “Atalarınız onları niçin yapmış?” diye sorulmuştur: “Onlar çirkin
bir şey yaptıkları zaman, ‘Atalarımızı bunun üzerinde bulduk ve bunu bize Allah
emretti.’ derler. De ki: Şüphesiz Allah, çirkin şeyleri emretmez. Bilmediğiniz
şeyleri Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?” (A‘râf 7/28). Ayet, önce
müşriklerin gerekçesini aktarmakta ardından da reddetmektedir. “Atalarımızı
bunun üzerinde bulduk” şeklindeki ifadeleri taklitçiliklerinin yani
akletmeye mesafeli olduklarının kanıtıdır. Bu yolun makbul bir yol olmadığı
açıktır. Dolayısıyla söz konusu iddialara ayet bağlamında yanıt verilmemiştir.[2]
Bir
Yanlışın İki Yanlışla Savunulması
Müşriklerin, inanç ve pratiğe ilişkin
yanlışlarını atalarını taklitlerine bağlamalarının yanında yanlışlarını “güzel
ve temiz şeyleri emreden Allah’ın emrettiğini” söylemelerine yanıt şöyle
olmuştur: “Allah, çirkin şeyleri emretmez.” İnsan içindeyken
örtüsüz gezmeyi çirkin gören müşrikler, Kâbe’yi tavaf ederken çıplak tavaf
etmeleri konusunda önce atalarını taklidi gündeme getirmişlerdir. Ardından,
yanlışlarını Allah’ın emrettiğini söylemişlerdir. Böyle yaparak onlar,
atalarının Allah’ın emrini uyguladıklarını iddia etmiş olmaktadır. Oysa çıplak
şekilde ibadeti emreden bir din, gerçek din olabilir mi? Bu ayetin, taklidi
tümden değil de “aleyhinde delil olması durumunda” geçersiz kıldığı
söylenebilir.
Müşrik
Zihnin En Kritik Yanılgısı
Yine ayetteki “Bilmediğiniz şeyleri
Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?” sorusu, müşrikleri azarlayıp onların kötü
niyetlerini gösterme amaçlıdır. Hz. Peygamber’e (s) inanmadıklarına göre yüce
Allah hakkındaki bu iddiaları asla vahiy kaynaklı olamaz. Hâlbuki insanoğlu,
yüce Allah’ın ne emrettiğini peygamberlerden öğrenmektedir. Aksine müşrikler, peygamberin
değil, şeytani bir vesvesenin peşinden gitmektedir. Müşriklerin, bilmedikleri
şeyi Allah’a atfetmeleri epistemik bir haddi aşmadır.
Sonuç
A‘râf
7/28’in bize hatırlattığı hakikat, zamanın değişmesine rağmen insan zaaflarının
pek değişmediğidir. Dün müşrikler yanlışlarını ataların gölgesine ve Allah’ın
adına sığınarak meşrulaştırıyordu. Bugün ise kimi insanlar aynı yanlışı farklı
formlarla sürdürmektedir. Buradan çıkan sonuç, çirkinliğin Allah’ın emri
olamayacağı gerçeğinin yalnızca tarihsel bir düzeltme değil, çağımıza
yöneltilmiş bir uyarı olduğudur. Zira insan, bilmediğini bildiğini sanmaya
başladığı anda hem zihnini hem vicdanını gölgeleyen bir perdeyle karşılaşır. Bu
sonuçların uygulamadaki karşılığı ise nettir: Din konusunda batıl bir geleneğe
dayanmak ve hele hele Allah’a isnatlarda bulunmak büyük bir sorumluluktur. Nitekim
çağımızda pek çok insan, kendi duygu ve eğilimlerini ilahî bir yöneliş sanma
yanılgısıyla hareket edebilmektedir. Hâlbuki vahyin öğrettiği yol, insanı hem
vesveseden hem de nefsî yorumların baskısından korur. Sonuç olarak A‘râf 7/28
bize, hakikatin gür sesini geleneğin veya vehmin gölgesine feda etmememiz
gerektiğini, gerçek dinin fıtratla çelişmeyen bir haya ve arınma yolu olduğunu
bir kez daha hatırlatmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Tefsir, Taklit, Zan, Haddi Aşma, Çıplak Tavaf.
[1]
Epistemik aşırı güven (epistemic over-confidence), inançların alçakgönüllü bir
tarzda tutulması gereken, yani bilişsel belirsizliğin hüküm sürdüğü durumlarda,
bu inançları mütevazı bir ruhla taşımakta başarısız olmayı ifade eder. Bk. Dirk-Martin Grube,
“What Is Wrong with Exclusivism? Religious Exclusivism between Epistemic
Overconfidence and Epistemic Humility”, International Journal for Philosophy
of Religion 96/2 (01 Ekim 2024), 118.
[2]
Peygamberlere büyücü, deli vb. ithamlarla karşı çıkılmıştır. İnkârcıların
peygamberlere yönelik muhalefetlerinde ise en büyük yeri “atalar dinine
bağlılık” tutumu oluşturmaktadır. Bk. Murat Kayacan, Kur’an’da
Peygamberlere Karşı Tavırlar ve Sonuçları (İstanbul: Ekin Yayınları, 2023).