Feliha Sedat’ın “Genç Kızlara Muaşeret Usulleri’nin” Kur’anî Değerlerle Karşılaştırılması
Cumhuriyet’in ilk döneminde kadınlara yönelik yazılan
eserler, modernleşme idealleri ile geleneksel değerler arasındaki gerilimli
ilişkinin en dikkat çekici yansımalarını barındırmaktadır. Bu eserlerden biri
olan Feliha Sedat’ın Genç Kızlara Muaşeret Usulleri, her ne kadar
doğrudan ayet ve hadis alıntısı bulunmasa da içerdiği ahlâkî telkinler Kur’an’ın
edep, ahlâk ve toplumsal düzen ilkeleriyle mukayese edilebilir nitelikte
olduğundan, araştırma kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür. Bu eser,
toplumsal nezaket kuralları ve görgü kaideleri üzerinden genç kızlara bir yaşam
biçimi sunmayı hedeflemiştir. Eserin temel kaygısı, Batılılaşma sürecinde kadın
kimliğini yeni sosyal alanlara hazırlamak, fakat aynı zamanda geleneksel örfün
belirli izlerini koruyarak bir tür “ara model” geliştirmektir.
Söz konusu eser; selamlaşma, konuşma üslubu, aile
büyüklerine hürmet, dış görünüm, sokakta yürüme tarzı, alışverişte davranış,
yardımseverlik ve israftan kaçınma gibi konularda genç kızlara rehberlik
etmektedir; ancak bu rehberlik, tamamen seküler bir bağlamda değil; kimi zaman
İslamî öğretilerle örtüşen, kimi zaman da onlarla çelişen bir perspektif ortaya
koymaktadır. Özellikle iffeti gevşeten, dans ve sosyal eğlenceleri
meşrulaştıran yaklaşımlar Kur’an’ın edep ve mahremiyet anlayışıyla uyuşmazken;
israf, gösteriş, merak ve tecessüsten sakındırma gibi öğütler ayetlerle zaman
zaman uyum göstermektedir.
Genç Kızlara Muaşeret Usulleri, yalnızca bir görgü kitabı değil; aynı zamanda erken Cumhuriyet’in kadın
kimliğini dönüştürme çabalarının metinsel bir belgesidir. Modernleşme ile dinî
değerler arasındaki ince dengeyi nasıl kurguladığını anlamak hem tefsir
perspektifinden eserin taşıdığı imkân ve sınırlılıkları değerlendirmeyi gerekli
kılmaktadır.
Hiçbir ayete referansta bulunmaksızın kaleme alınan,
dinî kaygıdan ziyade örfü tam olarak reddetmeden Batılılaşmanın teşvik edildiği
bu kitaptaki kimi yaklaşımlar ortaya konularak tefsir perspektifinden ayetlerle
uyumlu ya da zıt durumlara dikkat çekilecektir.
Eserin
İçeriği ve Analizi
Kitapta kızların selam verme biçimi “Selam, ketum denilebilecek şekilde
ancak fark edilebilir bir tarzda başını öne eğerek vermekten ibarettir.” sözleriyle
tanımlanmaktadır.[1] Yazar, bu önerisiyle kızlara selamlaşırlarken vakarlı
olmayı teşvik etse de selamı bedensel bir harekete indirgemiştir. Bu yaklaşım,
selam vermeyi nafile, almayı farz gören Hasan-ı Basrî’nin görüşüyle[2] ve “Bir selam ile selamlandığınızda siz de ondan
daha güzeliyle yahut aynıyla karşılık verin.” (en-Nisâ 4/86) ayetiyle
kısmen uyumluluk göstermektedir.
Yazar yine “Bir müesseseye bir mağazaya girerken umumi bir selamla
içindekileri selamlamak bir nezaket kaidesi. Şu hâlde bir moda müessesesine,
bir kumaş mağazasına girerken arzu ettiğiniz şeyi söylemeden evvel selamlamak
mecburiyetini unutmamalısınız. Mağaza ne kadar küçük olursa olsun
ihtiyaçlarınızı temin edebileceğini düşünerek içeri girmekte olduğunuz için ilk
şart içeridekileri selamlayarak kadirşinaslık ve nazikliği göstermektir.”[3] diyerek selamın değerine ve şekline vurgu
yapmaktadır.
Kitapta “Bir genç kız ailesinin ve büyüklerinin makul ve doğal olan
nasihatlerine dikkat ve ihtimam gösterdikçe kendi kıymet ve şerefini yükseltmiş
olacaktır.” denilerek[4] kız çocuğu öğüt alanlardan olmaya teşvik edilmiştir.
Yine kızlar, “Aileniz veya akrabanızla samimi olan yaşlı kadınlara sokakta
tesadüf ettikçe hemen yanına gidip hatır sormayı ihmal etmemelisiniz. Bir genç
kız ihtiyarlara hürmet ettikçe kendine de hürmet ve muhabbeti celbeder.”[5] denilerek nesiller arası iletişimi koparmamaya teşvik
edilmiştir.
Yazarın, “Genç kızda bulunması lazım gelen bütün meziyetler, nezahet,
ismet, sadelik, samimiyet, incelik vesaire hemen her memleketin her milletin
asil aile kızlarında göze çarpar.” diyerek iyi ahlaka teşvik edilmiştir.[6] şeklindeki yaklaşımı, şu ayeti akla getirmektedir: “Rahmân’ın
kulları, yeryüzünde alçakgönüllülükle yürüyenlerdir. Cahiller onlara laf
atınca, ‘selam!’ derler.” (el-Furkân 25/63).
Kitapta kızlar, “Sözü vazıh söylemeye, çıplak ve kuru bir ses çıkarmamaya,
seda ve tavrında kibir ve azametten eser bulundurmamaya dikkat etmelidir.”
denilerek[7] konuşmada ölçülü olmaya teşvik edilmiştir. Şu ayette
bu vurgu, yüce dereceli peygamber hanımları[8] muhatap alınarak yapılmıştır: “Ey Peygamber
hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten
sakınıyorsanız sözü yumuşak söylemeyin ki kalbinde hastalık olan kimse ümide
kapılmasın; fakat marufa uygun, doğru söz söyleyin.” (el-Ahzâb 33/32).
Yazara göre kızların elinde paket vesaire yoksa iki kolunu sallaya sallaya
yürüyen genç kız umumun istihzasını celp eder. Avrupa’da bir genç kız sokağa
çıkarken ellerinin eldivenli olmasına dikkat eder. Yalnız mektebe gidip
gelirken bu kayda tabi değildir.[9]
Kızlar sokakta bilhassa şehir içinde gezerken kıyafetlerinin tam olmasına,
ayakkabılarının temizliğine, şapka yahut berelerinin ve behemehâl başlarında
bulunmasına dikkat etmelidir.[10] Bu yaklaşım Müslüman kadınlara elleri ve yüzleri
hariç örtmelerini emreden[11] şu ayeti hatırlatmaktadır: “Mümin kadınlara da
söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda
kalanlardan başka ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının
üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi
oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları,
kız kardeşlerinin oğulları, başka kadınlar, hizmetlerinde bulunan köleleri ve
câriyeleri, cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların
cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini
göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere
vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa
erersiniz!” (en-Nûr 24/31).
Kitaptaki şu öğütler ise Kur’an ile çelişkilidir:
“Herkes kendi
hayatını yaşamalıdır. Unutmayınız ki aile muhitinizde tanıştığınız genç
erkeklerle, kardeşlerinizin arkadaşlarıyla icabında dans eder,
konuşabilirsiniz. Fakat bunun teklifsiz arkadaşlığa kadar asla varmayacağını,
onların gruplarına giremeyeceğinizi, teklifsiz ve cesaret verici tavırlar ve
konuşmalarda sizinle lâübali olmalarına katiyen müsaade edemeyeceğinizi hiç
hatırdan çıkarmayınız.”[12]
Kur’an’da genç kadın ve erkeğin ilişkisi iffet, gözleri koruma, mahremiyet
ve zinaya götürecek her şeyden uzak durma ilkesi üzerine kuruludur. Kitaptaki
öğüt ise bu sınırları “dans ve sohbet” gibi normalleştirici ifadelerle gevşetmektedir;
bu da “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkin bir hayasızlıktır ve kötü bir
yoldur.” (el-İsrâ 17/32) şeklinde Kur’an’ın koyduğu edep ölçüsüyle
bağdaşmaz.
İnsanların ayıp ve kusurlarını araştırmak ve gizlediklerini ortaya
çıkarmaya çalışmaktan alı koyan[13] “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü
bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın.” (el-Hucurât 49/12)
ayetiyle uyumlu olarak kitapta merak ve tecessüsün insana çok cazip geldiği, çoğu
zaman hoşa gitse de daima tehlikeli bir dost olduğu belirtilmektedir. Yazara
göre tanıdık kimselerin yaşayışını, giyinişini, bütün hareketlerini, alaka ve
münasebeti olmadığı hâlde gözetlemek çok tehlikelidir. Bu, özellikle herkesin
kalbinde saygı ve sevgiyle dolu bir yer tutması gereken bir genç kızın zarafet
ve inceliğine aykırıdır.[14]
Yazarın, “Bir kız tuvaletini[15] tanzim ederken şu esası değişmez bir surette prensip
edinmelidir: Fazla ziynet ve süs genç kıza hiç yakışmaz. Tuvalette lüzumsuz
teferruatı mümkün olduğu kadar terk etmek lazımdır.” uyarısı,[16] Kur’an’ın takıları ve kadınların süs için
kullandıkları şeyleri dolayısıyla da vücutlarında onları taktıkları yerleri
örtmelerini emreden[17] “Süsleri açığa vurmayın.” (en-Nûr 24/31) ve “Cahiliye
devrindeki gibi açılıp saçılmayın” (el-Ahzâb 33/33) uyarılarıyla
örtüşmektedir.
Yazar, “İyi yetişmiş bir genç kız lavanta kullanmak lüzumunu hissetmez genç
kız lavantayı kendi zevki için kullanıyorsa bu işi birkaç damla kolonya daha
iyi ve daha sıhhi ve tabii olarak yapabilir.”[18] diyerek kadınların koku sürünüp dışarı çıkmasına iyi
bakmadığını belli etmektedir. Kızların koku sürünerek dikkat çekmelerine dönük
yazarın uyarısı, Kur’an’ın kadınlara dönük “Süsleri bilinsin diye ayaklarını
yere vurmasınlar.” (en-Nûr 24/31) uyarısıyla aynı bağlamda olup, her ikisi
de ziyneti ve cazibeyi gizlemeye teşvik etmektedir. Yine kitapta “Genç kızlarımız tabii
renklerini, ciltlerinin bozmaktan başka hiçbir fayda temin etmeyen hatlar, pudra
ve boyaları kullanmaktan kendilerini korumalıdır. Genç kızın bütün güzelliği
taze, saf ve tabii oluşundadır. Gençliğin bu tabii cazibesini patlar,[19] boyalarla güzelleştireceğinizi sakın zannetmeyiniz.
En solgun bir genç kız dudağının tabii rengi boyalarla elde edilen suni
kırmızılıktan çok daha canlıdır, bunu unutmayınız.”[20] denilerek kız çocuklarına, dikkat çekici tavır ve
süslerden uzak durmaları ve tabii güzelliklerini korumaları yönünde uyarı
yapılmış olmaktadır.
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz.”
(Âl-i İmrân 3/92) ayetini hatırlatır şekilde kitapta “Ailesinden cep harçlığı
alan genç kızın cebinde fakirlere ve hayır müesseselerine verilmek üzere birkaç
kuruşu da behemehal bulunmalıdır.” denilmektedir.[21] Yine hayır işleriyle uğraşmak, bir genç kıza en çok
yakışan, şeref ve kıymetini yükselten şeylerdir. Bunun için yalnız cep
harçlığından birkaç kuruşu ayırmakla kalmamalı, bildiği yoksul, bedbaht
ailelerle ilgilenmeli, arkadaşlarını da onlara yardıma teşvik etmeli, iyilik ve
yardım için hiçbir fırsatı kaçırmamalıdır. Yazara göre Medeni dünyanın her
tarafında hayır işleriyle en yakından alakadar olan genç kızlardır.[22] Batı’nın medeni genç kızlarından hiçbir suretle
ayrılmayan genç ve aydın kızlar, hayır kurumlarına mutlaka destek vermeye
başlamaları gerekir.[23]
“Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
(el-A’râf 7/31) ayetiyle uyumlu olarak yazar, hiçbir suretle israfta
bulunmamayı ve zengin gözükmemeyi genç kızın çok dikkat ve itina göstermesi
lazım gelen esaslar olarak belirtmektedir.[24]
Kitapta mağazada veya dükkânda yüksek sesle ve özellikle zenginliğe dayanarak
hâkim, amir sesle konuşulmaması, sipariş verirken etraftakilerin alakadar
edilmemesi, yüksek sesle hitap ederek içeridekilerin rahatsız edilmemesi ve
özellikle dikkat çekici tavırlarla gösteriş yapılmamasının kibar bir hareket
olacağı dikkate sunulur.[25] Bu tavsiyeler, Ashab-ı Kehf’ten alışverişe gönderilen
kişinin satıcılarla nasıl muamele edeceğine dair uyarıyı akla getirmektedir: “Şehre
kimi gönderecekseniz elinde bu gümüş parayla sizi rızıklandıracak temiz
yiyeceklere baksın. Çok nazik davransın. Asla sizi hiç kimseye sezdirmesin.”
(el-Kehf 18/19). Bununla birlikte kitap sosyal nezakete, ayet ise
nezaketsizliğin güvenlik sorununa yol açmasına odaklanmaktadır.
Yazara göre yardımın bütün kıymeti ve güzelliği sadakayı veriş tarzındadır.
Büyük bir iş görüyormuş gibi gurur ve övünçle verilen sadaka hodkâmlığın
kanıtından başka bir şey değildir. Bunun için bir zavallıya yardım ederken
kimseyi hissettirmemeye çalışmak, parayı sessizce yoksul kimsenin eline vermek
gerekir.[26] Gösterişçilik yapmaksızın açıktan sadaka vermeyi
yasaklamayan Kur’an bu konuda şöyle demektedir: “Sadakaları açıktan
verirseniz ne güzel! Ama onları gizleyip fakirlere verirseniz bu sizin için
daha hayırlıdır.” (el-Bakara, 2/271).
Açıklaması yapılırken takının kendisini -mesela bir bilezik ya da kolye-
göstermenin aslında tek başına haram olmadığının; fakat takının bulunduğu yeri
göstermenin sakıncalı olduğunun ifade edildiği[27] “Mümin kadınlara söyle: Gözlerini sakınsınlar,
iffetlerini korusunlar ve zinetlerini açığa vurmasınlar. Başörtülerini
yakalarının üzerine vursunlar.” (en-Nûr 24/31) ayetine zıt şekilde kitapta
dans edeceği erkeklerle tanışmasına aracılık etmenin anneye düşeceği ifade
edilmektedir.[28] “Danstan sonra omuzlarınıza atabilmek ve baloya gidip
gelirken başınızı örtmek için bir eşarp kullanabilirsiniz.” denilerek kısmi bir
başörtüsü tavsiyesi yapılan eserde “baloya giderken uzun bir mantoya bürünmek,
bu suretle hem soğuktan korunmak hem de dekoltenizi yolda tesadüf edeceğiniz
cüretkâr bazı nazarlardan korunmak zaruridir.”[29] denilerek de
helal haram gözetmeksizin “ortama bağlı bir örtünme” tavsiyesinde
bulunulmaktadır. Yine “Dans etmediği veya büfede olmadığı vakit daima annesinin
yahut birlikte geldiği hanımların yanında bulunacak ve büyüklerinden müsaade
alarak kendisini dansa davet edecek kavalyelere daima hazır gözükecektir.”
ifadesi[30] de Kur’an’daki iffet anlayışıyla uyumsuzdur.
Sonuç
Feliha Sedat’ın Genç Kızlara Muaşeret Usulleri adlı eseri, erken
Cumhuriyet döneminde kadın kimliğinin dönüşüm sürecine dair hem pedagojik hem
de sosyolojik açıdan dikkate değer bir örnektir. Çalışmanın dikkatle
incelenmesi, eserin yalnızca bir görgü kitabı değil; aynı zamanda Batılılaşma
ile geleneksel değerler arasındaki kırılgan dengeyi kurmaya çalışan bir metin
olduğunu göstermektedir. Kitapta yer alan tavsiyeler, kimi zaman Kur’an’ın
ahlâk ve edep anlayışıyla uyumlu kimi zaman ise ondan belirgin biçimde ayrışan
içerikler barındırmaktadır. Bu durum, dönemin dinî ve kültürel kodlarının nasıl
yeniden yorumlandığını göstermesi bakımından önemlidir.
Özellikle selamlaşma, merhamet, yardımseverlik, israftan sakınma ve
gösterişten uzak durma gibi öğütler, Kur’anî ilkelerle örtüşmekte; dans, balo
ve cinsiyetler arası ilişkiler konusundaki telkinler ise modernleşmenin
getirdiği seküler eğilimleri yansıtmaktadır. Bu çift yönlü karakter, eseri
yalnızca bir “terbiye kitabı” olmaktan çıkararak, erken Cumhuriyet döneminde
kadın kimliğine yönelik ideolojik yönlendirmelerin ve toplumsal mühendislik
çabalarının metinsel bir yansıması hâline getirmektedir.
Sonuç itibariyle Genç Kızlara Muaşeret Usulleri, tefsir
perspektifinden bakıldığında dinî referanslardan doğrudan beslenmeyen; fakat
pratik hayata dair öğütleriyle Kur’an ile kimi zaman uyum gösteren kimi zaman
da çatışan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle eser, yalnızca din eğitimi ya da
görgü kuralları bağlamında değil; aynı zamanda modernleşme–din ilişkisini,
kadın kimliğinin inşasını ve kültürel değişim süreçlerini anlamak için de
önemli bir araştırma nesnesidir.
[1] Feliha Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri (İstanbul: Muhammed Ahmet Halit Kütüphanesi,
1932), 13.
[2] Muhammed b. Cerîr
et-Taberî, Camiu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân, thk. Abdullah b.
Abdülmuhsin et-Türkî (Beyrut: Dâru Hicr Li’t-Tabaa ve’n-Neşr ve’t-Tevzi`
ve’l-İ`lan, 1422/2001), 7/278.
[3] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 98.
[4] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 18.
[5] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 18.
[6] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 25.
[7] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 29.
[8] Muhammed Tâhir İbn
Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr (Tunus: Dârü’t-Tunusiyye li’n-Neşr, 1984),
22/6.
[9] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 33.
[10] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 33-34.
[11] Ali b. Muhammed
el-Hâzin, Lübâbü’t-teʾvîl fî meʿâni’t-tenzîl, thk. Muhammed Ali Şahin
(Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 1415), 3/292.
[12] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 35.
[13] Ahmed Mustafa
el-Merâgī, Tefsîrü’l-Merâġī (Şirketu Mektebeti ve Matbaati Mustafa
el-Bâbî el-Halebî, 1365/1946), 26/136.
[14] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 39.
[15]
Bu kelimenin elbise anlamında kullanılması Fransızca'dan Türkçeye geçmiştir.
Fransızcadaki "toilette" kelimesi, hem banyo/lavabo anlamını hem de
giyinme, süslenme ve şık kıyafet anlamını taşır. Moda terimi olarak
kullanıldığında, kişinin özenle hazırlanıp giydiği şık ve gösterişli kıyafeti
ifade eder.
[16] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 59.
[17] Muhammed Ebüsuûd, İrşâdü’l-ʿakli’s-selîm
ilâ mezâya’l-Kitâbi’l-kerîm (Beyrut: Dâru İhyai’t-Turasi’l-Arabi, ts.),
6/170.
[18] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 66.
[19]
Allık.
[20] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 66-67.
[21] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 69. Yazar başka bir yerde de
benzer şekilde “Genç
kızların cep harçlığı arasında fakirlere, zavallılara yardım için ayrılmış
birkaç kuruş daima bulunmalıdır.” demektedir bk. Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 104.
[22] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 105.
[23] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 106.
[24] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 69.
[25] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 99.
[26] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 104.
[27] Ebü’l-Berekât
en-Nesefî, Tefsîrü’n-Nesefî (Medârikü’t-tenzîl ve hakāiku’t-teʾvil),
thk. Yusuf Ali Bedîvî (Beyrut: Dâru’l-Kelimi’t-Tayyib, 1419/1998), 2/500.
[28] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 116.
[29] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 119-120.
[30] Sedat, Genç
Kızlara Muaşeret Usulleri, 121-122.