A‘râf suresi bağlamında Hz. Nûh kıssasındaki mesajlar -2-

Önceki yazıda başlıktaki konuya dair ayetlerin ilk üçü (el-A‘râf 7/59-61) ele alınmıştı. Bu yazıda ise sonraki üç ayet (el-A‘râf 7/62-64) bağlamında Hz. Nûh’un tebliğinde hangi konuları nasıl gündeme getirdiği ve peygamberi yalanlayanların akıbeti ele alınacaktır. Amaç, Nûh kıssasının günümüz Müslümanlarına örnek alınacak yönlerini göstermektir. Ön bulgulara göre Hz. Nûh, mesajını verirken gönüllere hitap etmeye özen göstermiş ve onların itirazlarına uygun bir şekilde yanıt vermiştir; ancak kavminin geneli inkârı seçmiş ve bu nedenle cezalandırılmışlardır. Gerekli görülen yerlerde Rudi Paret’in (1901-1983) “paralel pasajlar yöntemi” tarzında başka ayetlere de referansta bulunulacaktır.

Hz. Nûh, kendi düşüncelerini değil, Allah’tan gelen vahyi aktarmaktadır: “Size, Rabbimin vahiyle bildirdiklerini ulaştırıyorum, size öğüt veriyorum ve ben Allah katından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” (el-A‘râf  7/62). Önceki ayetlerde[1] Hz. Nûh’un gönüllere hitap ettiğine ve sorumluluk duygusuna sahip olduğuna dair ifadeleri belirtilmişti. Bu ayette de “size öğüt veriyorum” demesi, tebliğin muhataplarına dönük iyi niyetini göstermektedir; çünkü öğüt vermek için mutahap kişilerin durumundan haberdar olmak yani onlarla empati yapmak, onların inanç ve pratikteki sorunlarını tespit edip çözüm üretmeye çalışma niyetini taşımak gerekir. Hz. Nûh’un, “Allah katından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” derken kastettiği şey, yalanlayanların dünyada ve ahirette başlarına ne geleceğini yani toplumsal yasaları (sünnetullah)[2] bilmesi anlamındadır. Bu yasalara dair imada bulunarak inkârcılara azapla tehdit imasında bulunmaktadır.

Hz. Nûh, Allah’tan gelen ve bozulmamış fıtratın rahatlıkla kabul edeceği hakikatleri tebliğ etmiştir. Sayısız nimet veren Allah’ın “yol gösterici” bir hatırlatmada bulunmasında bir tuhaflık olmasa da inkârcıların tutumu böyle olmamıştır: “Olur ki merhamet olunursunuz diye sakınmanız için sizi uyarması için aranızdan bir adam vasıtasıyla size bir uyarı (zikir) gelmesine hayret mi ettiniz?” (el-A‘râf  7/63). Hz. Nûh’un, kendisine verilen “zikir”in onların Rabbinden geldiğini söylemesi, tebliğ sırasındaki özgüvenini göstermektedir. Madem Allah onların da Rabbidir, bu durumda inkârcıların yapması gereken şey, hatırlatmayı (zikir) görmezden gelmemek ve ilâhî uyarıları dikkate almaktır. Böyle yapar ve Allah’tan, O’nun dünyevi ve uhrevi azabına uğramaktan sakınırlarsa Allah’ın rahmeti onları kuşatacaktır. Hz. Nûh bir yandan onları azap ile korkuturken, onları tamamen karamsarlığa itmemekte ve tövbe edenlere Allah’ın rahmet edeceğini de hatırlatmaktadır.[3]

Hz. Nûh’un içten, gönüllere işleyici tutumu, kavmini pek az etkiledi. Pek azı kurtuluş gemisine binmeye yöneldi: “Onlar onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları da (suda) boğduk. Şüphesiz onlar görmeyen bir topluluk idiler.” (el-A‘râf  7/64). Hz. Nûh hakkı getirmişti ancak inkârcılar onu yalanladı. Sünnetullah devreye girdi ve tufan şeklindeki bir tabiat olayıyla dünyevi anlamda cezalandırıldılar. O inkârcıları bir de ahiret azabı beklemektedir. Onları azaba sürükleyen şey, peygamber tarafından verilen öğütleri hiçe saymaları ve hakikate körlükleriydi. Dünyada daha fazla yaşama ve ahirette de cennette ebedi kalma imkânını ellerinin tersiyle ittiler. Nankörlerin sonu ne kötü oldu!

Görüldüğü gibi A‘râf suresinin Hz. Nûh kıssasına dair son üç ayetinde Hz. Nûh’un tebliğini hakkıyla yerine getirdiğine, bu sırada ima yoluyla sünnetullaha dikkat çektiğine, muhatapları umutsuzluğa itmediğine, muttakiliği tercih edenlere ilâhî rahmetin söz konusu olacağını gündeme getirdiğine işaret edilmektedir. Ne var ki kavmi, hakikat karşısında kör kalmayı tercih etmiş ve cezalandırılmışlar, müminler ise kurtulmuştur.



[1] el-A‘râf 7/59, 61.

[2] Sünnetullahtan söz eden bir ayet şöyledir: “(Bu) Allah'ın daha önce geçenler hakkındaki yasasıdır. Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın.” (el-Ahzâb 33/62). Sünetullah deyimi, Kur'an'da beş ayette sekiz defa geçmektedir.  Bu terkip içinde yer alan “sünnetü’l-evvelîn” şeklinde dört, “sünen” formunda ise iki Medenî surede yer almaktadır.  Bu kelime ve terkiplerde Allah'ın geçmiş toplumlar üzerindeki uygulamasından söz edilmektedir. Kur’an’da aynı anlamda kullanılan başka kelimeler ve kalıplar da vardır bk. Murat Kayacan, Kur’an’da Hz. Salih ve Semûd Toplumu -Sosyolojik Bir Çözümleme- (İstanbul: Ekin Yayınları, 2020), 92.

[3] Hz. Nuh’a benzer şekilde Hz. İbrahim de bir yandan babasının azaba uğramasından endişelenir ve onu azaba karşı uyarırken bir yandan da Allah’ın rahman oluşuna dikkat çekmiştir: “Ey babacığım! Doğrusu ben, Rahmandan sana bir azabın dokunmasından ve böylece şeytana dost olacağından korkuyorum.  (Meryem 19/45).