A-r-c (ع-ر-ج) fiil kökünden türeyen miraç Arapça’da ism-i alet babından bir kelime olup merdiven anlamına gelmektedir. Günümüzde asansör manasında da kullanılmaktadır. İslam kültüründeki “Peygamber (s)’in göğe yolculuğu anlamındaki” miracın kaynağı Kur'an değil, daha ziyade hadislerdir ve bilinen anlamıyla Kur’an’da lafız olarak geçmemektedir. Bu yazımızda Rasulullah (s)'ın göğe yükselmesi ve Allahu Teala'yı görüp görmediği konusunu ele alacağız.

Peygamberliği inkâr bağlamında müşrikler, Peygamber (s)’i kendilerince aciz bırakmak için ondan “göğe yükselmesi” talebinde bulunmaktadırlar: “Yahut altından bir evin olmalı veya göğe yükselmelisin. Üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece yükselmene de inanmayacağız.' De ki: 'Rabbimi tenzih ederim! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim?” (İsra, 17: 49). Bu ayetten anlaşıldığı kadarıyla Arapların telakkisinde “göğe yükselmek” şeklinde bir anlayış mevcuttur (Düzenli, 2001: 44). Ancak niyetleri göğe yükselmesi durumunda Peygamber (s) inanmak değil, onun beşer olması nedeniyle göğe yükselemeyeceğini düşünerek onu aciz bırakmaktır.

Miraç, lafız olarak Kur’an’da geçmediği halde Necm suresinin şu ayetleri miraca delil olarak sunulmaktadır: “Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı. O, arzusuna göre de konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti. Ve üstün yaratılışlı (melek), doğruldu. Kendisi en yüksek ufukta iken. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru) sarktı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. Bunun üzerine, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız? Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü. Sidretü'l-Münteha'nın yanında. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 57: 2-18). Dikkat edilirse bu ayetlerde bir çıkıştan (miraç) değil inişten söz edilmektedir. Yani göğe yükselerek Cebrail'e Rasulullah (s)'ın yaklaşmasından değil, Cebrail'in alçalarak Hz. Muhammed'e yaklaşmasından söz edilmektedir. Bunun üzerine, kuluna vahyini bildirdi. ifadesinden dolayı bu ayet grubu okunduğunda ilk akla gelen, Cebrail değil Allahu Teala'dır çünkü Peygamber (s) Cebrail'in kulu değildir. Ne var ki, Hz. Ayşe'nin de ifade ettiği gibi, Peygamberimiz (s)'in Allahu Teala'yı görmesi söz konusu olmamıştır (Tirmizî, Tefsir, Necm; Buharî, Tefsir, Mâide 7, Bed'ül-Halk 6, Tevhid 4; Müslim, İman 287). Görmüş olsaydı, bir şekilde insanlara onu tanıtır ve nasıl olduğunu anlatırdı (Sarmış, 2011: 173). Dolayısıyla ayetteki ifadeyi, Allahu Teala'nın doğrudan değil de Cebrail aracılığıyla vahyetmesi şeklinde algılamak gerekir.

Peygamberimizin Allah'ı miraçta gördüğünü düşünenler, Hz. Musa'nın Allah'ı görme talebine dair ayeti de delil getirmektedir: "Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. 'Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana.' dedi. Rabbi ona buyurdu ki: 'Beni kesinlikle göremeyeceksin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin.' Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, 'Sen sübhansın. Tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim.' dedi." (Araf, 7: 143). Bu ayetten yola çıkarak, "Allah'ı görmek mümkün olmasaydı, Hz. Musa bunu istemezdi." denilmektedir. Çünkü o, peygamber olduğuna göre mümkün bir talepte bulunmuştur (Şentürk, 1978: 134). Halbuki ayette Beni kesinlikle göremeyeceksin denilerek, açıkça Hz. Musa'nın talebinin gerçekleşmeyeceği ifade edilmektedir. Ayrıca, "peygamberlerin caiz olmayanı istemeyecekleri" değerlendirmesi de doğru değildir. Hz. Nuh'un "inkârcı oğlu hakkında Allahu Teala'ya niyazda bulunması" caiz olmayanın bir peygamber tarafından istenmesinin mümkün olacağını göstermektedir: "Allah, 'Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)den değildir. Çünkü senin bu isteğin salih/doğru olmayan bir iştir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım." (Hud, 11: 46).

İbn Abbas'ın "Rasulullah'ın Allah'ı kalbiyle gördüğü" düşüncesinde olduğu da ifade edilmektedir (Şentürk, 1978: 139). Bu görüş de doğru görünmemektedir. Çünkü kalple görmek mecazdır ve bildiğimiz anlamda bir "görmeyi" içermez.

En doğrusunu Allahu Teala bilir.

 

Düzenli, Yaşar, “Sembolizm Açısından İsra ve Miraç’a Yeni Bir Yaklaşım Denemesi”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S. 1. 2001 (31-48).

Sarmış, İbrahim, Rivayet Kültürü ve Yanlış Din Anlayışı, Düşün Yay., İst., 2011.

Şentürk, Lütfi, "Miracda Rasul-i Ekrem (s) Allah'ı Gördü mü?", Diyanet Derg., C. XVII, S. 3, 1978.

6 Haziran 2013 (Memleket Gazetesi)