728x90 AdSpace

Yeni

18 Eylül 2016 Pazar

Destekçi Devletler ve Suriye Direnişi: Yabancı Etkinin Sınırları





Suriye’deki ayaklanmaların devlet desteği tartışmalarının çoğu, şu iki önemli sorunla ilgilidir: İlki, destekçi devletlerin başarmaya çalıştıkları nihai hedefler (İran’ın bölgedeki etkisine karşı koymak, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt ulusalcıları zayıflatmak); ikincisi de söz konusu devletlerin muhalif ortakları bağlamındaki öncelikleridir (İslamî gruplara yönelik sempati ya da düşmanlık, Katar destekli belli gruplara karşı Suudi desteği ve tam tersi durumlar). Bununla birlikte sorunun sıklıkla gözden kaçan yönü, Suriye’deki ayaklanmayı destekleyen  devletlerin, gerçekte sınırsız maddi imkânları bir yana birlikte çalıştıkları muhalif grupları kontrol etmedeki güçleri ve sonuç alıcı yetenekleridir (ya da bunlardan yoksun olmaları).[1] İran ile karşılaştırıldığında Körfez sultanlıkları, Ürdün ve Türkiye, siyasi ikilemler ve tecrübe eksikliği nedeniyle yarı askerî grupları desteklemeye gelindiğinde önemli bir dezavantaja sahiptir.[2]
Bu dengesizliğin önemli bir nedeni, İran rejiminin devrimci yapısına karşılık, Suriye’deki ayaklanmayı destekleyen devletlerin devrimci olmayan tabiatıdır. Bu ayrım, söz konusu devletlerin 2011 Arap devrimlerine yönelik tutumlarına değil, daha ziyade rejimlerinin asıllarına dayalıdır: İran İslam Cumhuriyeti, 1979 devriminin ürünüyken Körfez sultanlıkları ve Ürdün, 1950’lerden bu yana devrimci değişimin birbirini takip eden bölgesel dalgalarına direnmiş muhafazakâr rejimlerdir ve Türkiye’nin siyasi düzeni (şu ana kadar ilkesel olarak) askeri vesayetin sivil güçlere geçişinin ürünüdür. İran gibi devrimci ülkeler (İslam Devleti gibi proto-devletler), yurtdışında yıkıcı eylemler gerçekleştirmek istediklerinde iki avantaja sahiptir.
1.      Devrimci idelojiler, doğal olarak evrensel ve militandır. Bu nedenle yabancı muhalifler tarafından yinelenibilir bir model sunarlar. İran’ın, Lübnan ve Irak’taki devlet-dışı temsilcileri (Hizbullah, Bedir, Asaibu Ehli’l-Hak), katı Humeynici militanlarken hiçbir Suriyeli muhalif grup Suudi ya da Katar sultanlıkları tarzında, yönetimin babadan oğula geçtiği bir düzeni aktif olarak desteklemez. Şüphesiz, Suriyeli muhalifler arasındaki ılımlı gruplar Türkiye’deki AK Parti deneyimini desteklemektedir fakat o, muhtemelen bizzat ayaklanma seferberliği için bir şablon olmaktan ziyade devrimci sürecin nihai sonucu olarak görülen ve doğal olarak militan olmayan bir modeldir. Suriye’deki ayaklanmayı destekleyen devletler arasında devrimci bir ideolojinin olmayışının sonucu, “harekete geçirici etkenler (cause entrepreneurs)” denilen, üçüncü tarafların önemli rolüne işaret etmektedir. Çünkü muhalifleri destekleyen devletler, şiddet seferberliğini destekleyen kendilerine ait ideolojik gerekçeler ortaya koyamamaktadırlar. Bu boşluk, demokrasiyi destekleyen yerel aktivistlerden, ulusaşırı cihatçılara, devlet dışı aktörler tarafından doldurulmaktadır. Buna karşın böylesine üçüncü taraflar, İran’ın milis temsilcileriyle ilişkilerinden, dikkat çekici bir biçimde yoksundur.
2.      Devrimci rejimlerin; devrim ihracı gündeminin bir bölümü olarak, yabancı militanlarla ilişkilere önem veren seçkin bir kesimi, devlet aygıtı olarak içerdiği gerçeğidir. Sözgelimi bu seçkin kesim, devrimci süreçte önemli bir rol oynamakta, uluslararası hedeflerini desteklemek uğruna önemli bir kaynak tahsisi için devlet içinde önemli çabalar sarf etmektedirler. İran, bölgesel temsilcilerini, yabancı milisleri silahlandırmada, eğitmede ve kontrol etmedeki deneyimini, 30 yılı aşkın, kesintisiz bir sürede elde etmiştir ve onları, tam uzman bir devlet aktörü olan İslam Devrim Muhafızları Ordusu (Pasdaran) aracılığıyla idare eder. Suriyeli muhalifleri destekleyen ülkelere gelince onlar bunu, temel endişesi iç güvenlik olan ve ara sıra da yapabiliyorlarsa yurtdışında çökertme/sarsma işleriyle ilgilenen istihbarat teşkilatları aracılığıyla yapıyorlar.[3] Başka bir deyişle devrimci devletler, muhalifleri destekleyen devletlerin karşılaştığı başlıca problemleri en aza indirebilmektedirler: Siyasi önceliklerin farklılaşması.[4] Olay budur çünkü devrimci devletler, şiddet seferberliği yolunda muhalif ortaklarına, bir arada tutan, ideolojik bir mantık tedarik etmektedirler. Onlar, temsilcilerini kendi imajlarına uygun olarak şekillendirmede  daha fazla, daha iyi örgütsel ve insani kaynaklara sahiptirler.
Çünkü böylesine avantajlardan uzak devrimci olmayan devletler, değişimci stratejilerin idaresinde dört temel zaaftan mustariptir:
1.      Onlar muhalif ortaklarının örgütsel yeteneklerine büyük oranda bağımlıdırlar ve sonların bu yeteneklerini geliştirmede pek az araca sahiptirler.[5]
2.      Devlet dışı üçüncü tarafların, kayda değer müdahalesi ile mücadele etmek zorundalar. Bunlar ya direnişin kontrolünü ele geçirmede (muhtemelen aşağıda gösterileceği gibi yabancı devletlerin temsilcilerini yok ederek) destekçi devletlerle yarışan ya da bu devletlerle muhalifler arasında arabuluculuk yapan kesimlerdir.
3.      Devrimci olmayan devletlerin muhalif ortakları,  özellikle de bu muhalif grupların ideolojileri, birden fazla destekçi ülkeye uygunsa destekçi devletler arasındaki rekabetten yararlanırken ortaya çıkan önemli aksaklıklardan hoşnut olmaktadırlar.
4.      Uluslararası sistemdeki konumlarına bağlı olarak, devrimci olmayan devletler, hegemonik küresel güçlerden, bu bağlamda Amerika’dan, gelecek baskılara karşı daha yumuşak başlıdır.
Bu bölümde, olumsuz sonuçlarına odaklanarak, yabancı güçlerin Suriye muhalefeti üzerindeki etkisinin sınırlarını göstermeye çalışacağım. Özelde de -başarılı olsalar da olmasalar da- Suriye’deki muhaliflerin, dış desteğe ihtiyacına kıyasla doğal nitelikleri ya da kusurlarının üzerinde daha fazla duracağım. Burada odak noktam, Suriye muhalefetinin genel performansı  değil, son yıllarda benzer ve aksi durumlarla karşılaşan bu gruplar arasındaki farklılıklardır: Bunların ilki, bir yanda yarı gönüllü yabancı destekçilerinden aldıkları yardımdaki bariz dengesizlik bir yanda da çatışmada, İran ve Rusya’nın Esed rejimi yanında daha kararlı tutumlarıdır. İkincisi, muhalifleri birkaç cephede savaşmaya zorlayan ve yabancı destekçi ülkelerin stratejilerini Esed ile mücadele pahasına dönüştüren, İslam Devleti (IŞİD) ve Demokratik Birlik Partisi gibi üçüncü tarafın yükselişidir.

Suudi Arabistan: Pek Çok Başarısızlığın Hikâyesi
Suriyeli muhaliflerin başlıca bölgesel destekçileri arasındaki Suudi Arabistan, muhalefetin alacağı ya da almaması gerekn şekil konusunda en net fikri olanıydı. Gerçekten İran karşıtı jeopolitik hesapların ve ülke içi meşruluk çabasının yanında, öyle görünüyor ki Riyad’ın 2012 baharındaki Suriye ayaklanmasına destek vermeye başlama kararı, anti-İslamcı bir duruş tarafından tetiklendi. Daha özelde de bu kararda, Müslaman Kardeşler ve/veya Katar ile yakın ilişkili grupların artan etkisi önemliydi. Bu gruplara örnek olarak, Sivillerin Korunması Komitesi’ni verebiliriz. Bu komite, 2012 şubat ayından beri Suriye’nin orta kesimlerindeki birkaç muhalif grubun birlikte hareket etmesini sağlamaktadır ve Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kurucusu Albay Riyad el-Esed ile resmen müttefiktir.[6] Suudiler tarafından belirlenen müstakbel milletvekili Ukab Sakr gibi ilk Lübnanlı arabuluculara, Suriyeli muhataplarından birinin özetle belirttiği şu emir verildi: “Herkese yardım edin ama İslamcılar hariç!”[7]
Pratikte “İslamcılar hariç!” ifadesi; General Mustafa eş-Şeyh, Albay Kasım Sa’du’d-Din ve Yüzbaşı Mahir en-Nuaymi ve ÖSO etiketi taşıyan ideolojik olarak belirsiz gruplara işaret ediyordu.[8] Suudi bağışlarından faydalanan ilk muhalif gruplardan birisi, Humus’taki Faruk Müfrezesi idi. Bu, ayaklanmanın ilk yılında, Suriye’deki muhalif gruplar içinde belki de en güçlü ve en zengini idi.[9] Faruk Müferezesi’nin temin ettiği maddi kaynaklar, sadece Suudi desteğinin değil, daha ziyade birbiriyle rekabet eden kaynakların, desteklerini garanti altına alma konusundaki (“devrimin sermayesi” olan öncü muhalefet) gücü ve prestijini kullanabilme yeteneğinin sonucuydu. Eylül 2012 itibarıyla Suriye’nin Özgürlüğü İçin İslami Cephe’ye katıldı. Bu cephe, alenen Suudi rejimini küçümseyen ve Katar ile yakın ilişkilerini ifade eden emektar Suriyeli ideolog Muhammed Surur Zeynelabidin ile ilişkili Selefi iletişim ağı tarafından finanse edilen ulusal ittifak idi.[10]
Çok ve değişken sadakatlerin yanında Faruk Müfrezesi, örgütsel başarısızlıklarıyla Suudi Arabistan’ı ve diğer destekçilerini) hayal kırıklığına uğrattı. Grubun liderliği, 2011’den sonra direnişe katılan, amaca özel askerî sığınmacılar koleksiyonu (Teğmen Abdulrrezzak Tlass), sivil devrimci güçler (Hamza eş-Şimalî) ve  vaizlerden (Emced el-Bitar) oluşuyordu. Faruk Müfrezesi’nin gevşek idari yapısı; daha fazla kaynak bulduğu ve kendisini, sınır geçişlerini kontrol altına alarak Türkiye’ye baş ortak haline getirdiği, ülkenin (Suriye) kuzeyine doğru genişleme konusunda kayda değer satın alma gücünü kullandığında daha da tartışılır hale geldi.[11] Kuzey Faruk Tugayları, yaygın bir şekilde büyük ölçekli haraç almakla suçlanan ve sonra da bu konuda Halep’te kurulmuş olan muhaliflerin mahkemesinde idam edilmiş olan ve prens diye de bilinen tartışmalı Navras el-Muhammed tarafından idare ediliyordu.[12] 2012 sonlarında, Faruk Müfrezeleri kişisel çekişmeler nedeniyle parçalanmaya başladı. Tlass ve el-Bitar gibi önemli figürler, Müfreze’den uzaklaştırıldı ve Bağımsız Faruk Taburları gibi küçük gruplar kuruldu.[13] 2013 ortalarında Faruk Müfrezesi küçük bir gruba dönüştü ve bir yıl içinde iç tartışmalar grubun geri kalanını da tüketti.[14] Önceki Faruk Müfrezeleri liderleri Hazm Hareketi’in kuruluşunda yer aldılar.[15] Bu grup, 2015’in başlarında Nusra Cephesi’nin saldırıları sonucu hızla dağıldığı zaman, zayıflığı net olarak ortaya çıkan Amerikan destekli bir gruptu.[16]
Kaydedeğer miktarda Suudi parası, 2013 yılının ilk yarısında asker firarilerinin yönetimindeki ulusal ittifaka yani Ahfadu’r-Rasul Tugaylarına harcanmıştır. Öyle görünüyor ki bu Tugay, en büyük İslami koalisyon ile yarışabilecek düzeye gelmişti.[17] Faruk Müfrezeleri gibi Ahfadu’r-Rasul de başlangıçta Katar ve Suudi Arabistan’tan destek görme konusunda, yeterince sempatikti. Ayrıca Faruk Müfrezelerinin liderliği gibi onunki de düzgün çalışmayan ve cihadî rakipleri tarafından birbirini takip eden öldürme olaylarına direnemeyecek (zayıflıkta) bir ittifak üreten gevşek (kısmen kabilevî) bir ağa dayalıydı: 2014 yılının ortalarında IŞİD, Ahfadu’r-Rasul’ün Fırat vadisindeki başlıca kalesini ortadan kaldırdı[18] ve aynı yılın sonunda Nusra Cehpesi, Ahfadu’r-Rasul ve İslamcı olmayan Suud destekli Cemal Maruf’un Suriye Şehitleri adlı diğer bir örgütün birleşmesinin ürünü Suriye Devrimcileri Cephesi’nin kuzey kolunu bitirdi.[19] Suriye Devrimcileri Cehpesi’nin kuzey kolu, tamamen yok edildi. 2015’in başlarında, kuzey Suriye’de gruplara yaptığı yatırımlarda kaybeden Suudi Arabistan’ın; Ahraru’ş-Şam, Katar ve Türkiye’nin bölgedeki başlıca İslamî ittifakıyla temkinli uzlaşıdan başka bir tercihi yoktu.[20]
Uzun vadede dayanıklılıklarını kanıtlayan Suudi ortaklar, Riyad’tan destek görmenin dışında göreli başarılar elde ettiler. Şam’ın doğu banliyölerinde, merhum Zehran Alluş’un İslam Ordusu (Ceyşu’l-İslam), rejim güçlerine karşı üç yıllık kuşatmaya rağmen, hayatta kalmasının yanında bölgede kendisini baskın muhalif güç olarak (bazen İslam Ordusu tarafından  rakip gruplara karşı -2015 yılının başlarında Ümmet Ordusu’nun ortadan kaldırılması örneğindeki gibi- doğrudan askerî müdahalede bulunarak)  kabul ettirdi, IŞİD’in uyuyan yerel hücrelerini etkisiz hale getirdi, Nusra Cephesi’ni kontrol altında tuttu ve ülke çapında büyüdü. Yine de İslam Ordusu, neredeyse Suudi üretimi bir ordudur. İslami gruplarla iş görmek konusunda isteksiz olan Riyad’ın büyük istisnası olan[21] ve bir zamanlar Katar ile işbirliği yapmış olan Selefi bir grup (Suriye İslami Özgürlük Cephesi (SİÖC) ve İslami Cephe) Surur’un sahip olduğu ağlardan destek görmektedir. Grubun Suudi Arabistan ile bağlantısı, selefi bir alim olan Alluş’un babası ile Suudi dinî düzeni arasındaki uzun süreli bağlantılarından kaynaklanmaktadır. Aslında Suudi karar mekanizmaları, İslam Ordusu’na güvenmemektedir. Herhalukârda grubun örgütsel yapısının sağlamlığı (Bu sağlamlık, savaş öncesi sık örülmüş yarı gizli dini ağdan dolayıdır.), çeşitli destek kaynakları üzerinde etkili ve onlar açısından çekici olmuştur.[22]
Suudi Arabistan’ın diğer başlıca ilgi alanı Der’a’dır. Bu kent, Riyad’ın öncelediği büyük oranda “İslamcı olmayan bir direnişin” var olduğu ve uzun vadede de devam ettiği neredeyse tek yerdir. ÖSO çatısı altındaki geniş koalisyon yani Güney Cephesi, şu ana kadar bu kentteki en baskın güçtür. İslamcı muhaliflerin sadece dört rakamlı savaşçı sayısının aksine Cephe’nin en az yirmi beş bin savaşçısı vardır. Bu istisna, bir etkenler bileşiminin sonucudur ve bunların arasında; İslamcı karşıtı eğilimi, Suudi Arabistan’dan daha fazla telaffuz edilen Ürdün yönetiminin, muhaliflere destek hattının sıkı kontrolü de yer almaktadır.[23] Suriyeli muhaliflerle ilişkilerinde, Amman büyük ölçekli ve başarılı istihbarat ekibiyle avantajlıdır. Yani o, coğrafi yakınlığına bağlı olarak güney Suriye’nin toplumsal ve kültürel şartlarına aşinadır. Bununla birlikte bölgesel muhaliflerin, birleşmeyi başarabilme imkânları sınırlıdır. Aralarında büyük ideolojik bölünmeler olmamasına, tek lojistik kaynağa hep birlikte bağımlı olmalarına rağmen Güney Cephesi üyeleri, ayrı idarî yapılarını sürdürmekte ve sadece koordinasyondan, tam bir bütünleşmeye doğru gidememektedirler.[24] Her ne kadar Ürdün daha bütünleşmiş bir Güney Cephesi’nden korkuyor olabilirse de Aman’ın söz konusu ittifak içinde birleşme çabalarını, aktif bir şekilde etkisizleştirmeye çalıştığına dair bir kanıt görünmüyor. Dış etkiden ziyade, bu “sürekli bölünmüşlük” konusundaki önemli sorun, güneydeki ayaklanmanın toplumsal yapısıyla ilgilidir. Yani sıkı bir şekilde kendi bölgesel cemaatlerinde köksalmış bir gruplar koalisyonu var ama o, tam birleşmenin sağlanması için gerekli güven düzeyini sağlama açısından, birbirlerine gevşek bağlarla bağlı bir koalisyon.

Katar ile Türkiye Bütün Kartlarını Oynuyorlar
2013’te Katar, Suriyeli muhaliflere küçük bir grup Çin malı, Sudan kaynaklı FN-6 omuzdan atmalı savunma sistemleri (MANPADS) verdi. Dağıtımlar kesintiye uğramadan önce, bu cömertlik gösterisinden faydalanan sekiz grup, muhtemelen Amerikan baskıları altında, geniş bir ideolojik ölçekte yaygınlık kazanmıştı. Bu gruplardan bazıları şunlardı: Batı destekli ÖSO’nun bölgesel Askeri Şuraları, Müslüman Kardeşlerle ilişkili Kalkanlar Komitesi ve sertlik yanlısı Ahraru’ş-Şam.[25] Bu uzlaştırmacılık eğilimi, küçük emirliğin (Katar) iki temel karakteristiğinin şekillendirdiği bir stratejiyi yansıtmaktadır:
1.      Devasa maddi yardımlarına rağmen, yabancı savaşçılarla ilişkileri idare etmede küçük, sınırlı kurumsal ve insani kaynaklara sahiptir.
2.      Diğer Körfez Sultanlıklarının aksine, es-Sâni ailesinin ülke içi yönetimindeki istikrara çok güvenmesi nedeniyle yabancı ortaklarının ideolojik eğilimine göreli kayıtsız oluşudur.[26]
Katar’ın Suriyeli İslamcı gruplarla ayrıcalıklı ilişkileri, Emirlik ile yakın bağlarını uzun süredir devam ettiren devlet dışı üçüncü taraflarca, bu grupların Doha’nın etki alanına sokulmaları anlamında, bir tür dış kaynak olarak yorumlanabilir. Basitçe söyleyecek olursak bu taraflar, gerçekte Suudi Arabistan ile iyi geçinemeyen, tüm bölgesel Sünni örgütler (network) idi. Bu örgütler şunlardır: Bölgesel yöneticilerce Katar’daki faaliyetlerine hoşgörüyle bakılan cihadî hareketleri (Nusra Cephesi) destekleyenlere ek olarak, Müslüman Kardeşler (2014’te adını Şam Alayı diye değiştiren Kalkanlar Komitesi yani Sivilleri Koruma Komitesi) ve aynı zihniyette ama onlarla ilişkili olmayan gruplar (Dımeşk’teki Ecnadu’ş-Şam, Halep’teki Mücahidler Ordusu), Surur Zeynelabidin’e ya da Kuveyt’teki Selefi Hareket bakıyelerine (2013’ün sonlarında İslami Cephe’yi oluşturmak için SİÖC ile birleşen Ahraru’ş-Şam’ın Suriye İslami Cephesi) bağlı Selefi aktivistler.[27]
Buna rağmen, Katar’ın Suriye ayaklanmasına yönelik politikası, tek biçimli İslamcı yanlısı bir politika değildir. Doha, askerî firarilerce yönetilen ÖSO’ya bağlı gruplara da yardım etmektedir. Gerçekten Katar Emirliği’nin İslamcı gruplarla ortaklığında, ideolojik öncelik daha az etkilidir. O, daha ziyade devlet dışı üçüncü tarafların simsarlığını kullanmaktadır. Hiçbir şey Katar’ı, tüm kartları oynayarak yani hem İslamcıları hem ulusalcı grupları destekleyerek etkisini en üst düzeye çıkarmaktan alıkoymamıştır. 2012 ve 2013’te, askerî firarirlerce yönetilen ÖSO grupları (Yüksek Askeri Şura, Karargâhlar, Mahalli Askeri Şuralar) kurulduğunda, Katar bu yapılar içinde Suudi etkisiyle atbaşı gitmeye ve Suriye’deki ayaklanmaya Batı desteği konusunda muhtemel bir kanal olmak suretiyle payını almaya çalıştı. Bu ögrütsel şema, 2013’ün sonlarında çöktü. Amerika, “ılımlı” muhalif gruplara yabancı yardımını, iki operasyon odası oluşturarak yeniden organize etti: Ürdün mekezli Askeri Operasyonlar Komutanlığı (AOK) ve Türkiye merkezli Müşterek Operasyon Merkezi (MOM). Merkezî Suriye liderliği ile yola devam etmektense yardım (özellikle Amerikan yapımı Suudi kaynaklı TOW antitank füzeleri), doğrudan deneyimli (genellikle İslamcı olmayan) muhalif gruplara aktarılacaktı. Katar yine sahnedeydi hatta kendi sınırları içinde, TOW füzesi kullanıcılarına eğitim toplantılarına evsahipliği yapıyordu.[28] Bu arada Doha, İslamî grupları desteklemeyi sürdürdü ve 2015 baharı itibarıyla Türkiye ile birlikte Esed rejimi askerlerini İdlib şehrinden çıkaran Fetih Ordusu (Ceyş’ül-Feth) adlı ittifakın başlıca destekçisi oldu.[29]
Özetleyecek olursak Katar’ın Suriyeli muhalifleri destekleme siyaseti, bir fırsatlar (devlet dışı aracıların varlığı) ve sınırlılıklar (Suudi Arabistan ile rekabet ve Batı’nın baskısı) bileşkesi tarafından şekillendirilmekteydi. Doha’nın muhalif gruplara yönelik, baştan sona tamamen pragmatik stratejisi, ona her iki konumun (world) en iyisini  bahşetti. Çünkü Doha,  AOK/MOM bileşenleri ile daha saygın bağlantılarını sürdürürken ayaklanmanın en etkili ve en esnek bileşenleri şeklinde beliren İslami gruplarla (özelde 2014’te kaynaklarının ve liderlerinin çoğunu kaybettikten sonra, diğer grupları kendine katarak büyümesini sürdüren Ahraru’ş-Şam)[30] kendini ayrıcalıklı ilişkiler içinde buldu. Bu, açıkça geniş bir müşteri yelpazesi elde etme konusunda maddi imkânları olan ve ülke içinde devrimci ideallerin yaygınlaşmasından korkmaya gerek görmeyen bir devlet için en akli eylem rotasıydı.
Ahraru’ş-Şam gibi uyumlu ve etkili gruplarla Katar’ın birlikteliği, onların başarısının ardındaki kayda değer unsurun, Katar desteği olduğunu akla getirmemelidir. Çünkü Doha’nın desteği, uzun vadede daha az ikna edici görünen gruplar için de söz konusudur. Sözgelimi, Tevhid Tugayı (2015’te Doğu Akdeniz (Levant) Cephesi adını aldı.), başlangıçta el-Cezire destekliydi ve 2012 Temmuz ayında, Halep’in doğu bölümünün ele geçirilmesinde başat rol oynamıştı. Bununla birlikte karizmatik askeri lideri Abdülkadir Salih’in suikaste uğramasının ardından, kötü disiplin ve iç hizipçiliğin sonucu olarak yavaş yavaş gücünü kaybetti.[31] Buna karşılık da dış yardımlar azaldı. Çoğu Şam yakınlarındaki Seydnaya hapishanesinde birlikte hapis yatmış ve daha sağlam bir cihad tecrübesi olanların sağlam ağı üzerine kurulmuş olan Ahraru’ş-Şam’dan farklı olarak, Tevhid Tugayı, Salih’in karizmasıyla, 2012’de rejime karşı kısa süreli ezici başarılarla ve yabancı, büyük oranda da Katar’ın parasal desteğiyle bir arada tutulan kırılgan bir yerel gruplar koalisyonuydu. Doğru, diğer yabancı devletler (yani Suudi Arabistan ve ABD) MOM’a tedarik edilmiş TOW füzelerine ulaşmasına izin verilmeyen Tevhid Tugayları/Doğu Akdeniz Cephesi’nin zayfılamasına dolayısıyla da 2015 baharında 1. Alay gibi alt grupların oluşturulmasına katkıda bulundu.[32] Bu durum, geçen yıl Müslüman Kardeşler ile sözümona bağlantıları nedeniyle Suudi Arabistan tarafından engel olunan Mücahidler Ordusu’ndan ayrılır ayrılmaz TOW füzelerini elde etmeyi garentileyen diğer bir Halepli grup, Nureddin Zengi Hareketi’nde gözlemlendi.[33] Yine de Ahraru’ş-Şam’ın MOM’un dikkatle hazırlanmış listesinin dışında tutulması, onun sürekli küçük grupları içine almasına engel olamadı. Öyle görünüyor ki yabancı baskıların, muhalif grupların birlikteliği –bu birliktelik kırılgan olduğunda- üzerinde zararlı etkileri var.

Sonuç ve Siyasetin Etkileri
Nicelik bakımından önemli olsa da Suriye’deki ayaklanmalara yabancı desteği, muhalif yararlanıcıların elastikiyetini ve birlikteliğini sınırlı oranda etkilemektedir. Faruk Müfrezeleri, Ahfadu’r-Rasul Tugayları gibi bir zamanlar müsrifçe desteklenen gruplar ya parçalandı ya da üzücü bir şekilde zayıfladı. Ahraru’ş-Şam gibi diğerleri geçici kaynak kayıplarına rağmen serpilmeye devam ettiler ya da İslam Ordusu örneğindeki gibi büyük askeri ve lojistik korkunç şartlara maruz kaldılar. Herhalukârda bu grupların başarısı ya da başarısızlığını belirleyen bağımsız değişken, aldıkları dış yardım düzeyi değil, liderliklerinin tabiatıdır: Bir yanda uzun vadeli ortakların sık örgülü örgütsel ağları bir yan da bunun aksine geçici koalisyonların gevşekliği. Aynı şekilde Dera ve Halep örnekleri, ideolojik bir hegemonik ayaklanma sahnesi ve muhalefet liderliğinin parçalı toplumsal yapısından kaynaklanan işleyiş bozuklukları üzerinde, tek hegemonik yabancı destekçi ülke (biri Ürdün diğeri Türkiye) tarafından ya da aracılığıyla yabancı nüfuz uygulandığında, yabancı destekçileri aşmanın zor olduğunu göstermektedir. Yukarıda açıklanan gelişmelerin büyük politik etkisi şudur: Destekçi ülkeler muhalif ortaklarına ne tür maddi kaynaklar aktarırlarsa aktarsınlar liderliği işlevsiz olduğunda ne bir muhalif bir grubu başarılı hale getirebilirler ne de onların tabii merkezcil dinamiklerinie karşı muhalif grupların sürekli birlikteliğini dayatabilirler. Tam olarak bütünleşmiş Özgür Suriye Ordusu projesinden, (daha mütevazı AOK/MOM yaklaşımı lehine, “çok arzulu” birlik planlarının yerini alan koordinasyonla ve savaş sürecinin Darwinci doğal seçilim sonucu ayakta kalabilen ılımlı grupları seçmek için doğrudan sağlanan destekle) vazgeçildiğinde, bu tür imalarda zaten bir ölçüye kadar bulunulmuştur. İhraç edecek militan bir ideolojiye ve bu idelojiye sarılacak yabancı savaşçıları destekleyecek tam yetkili ajanlara sahip olmayan  devletlerin yani gerçekte devrimci olmayan her rejimin, Suriye’deki ayaklanmayı şekillendirme hedefini küçültmesi, muhtemelen en gerçekçi stratejidir.

*Yazının künyesi: Pierret, Thomes, “States Sponsors and the Syrian Insurgency: The Limits Of Foreign Influence (Destekçi Devletler ve Suriye Direnişi: Yabancı Etkinin Sınırları)”, (çev: Murat Kayacan), Haksöz Derg., S. 306, İst., Eylül 2016. (s. 34-42).

***
STATES SPONSORS AND
THE SYRIAN INSURGENCY:
THE LIMITS OF FOREIGN
INFLUENCE
THOMAS PIERRET
Much of the discussion on state support for Syrian
insurgents has been concerned with two key
issues: first, the ultimate goals state sponsors try
to achieve (countering Iran’s regional influence,
weakening Kurdish nationalists in northern Syria,
etc.); and second, the preferences of these states
in terms of rebel partners (sympathy or hostility
towards Islamist factions, Saudi support for
certain groups against Qatar-backed factions, and
vice versa). However, aspects of the problem that
have often been overlooked are the capabilities
of the state sponsors of the Syrian insurgency
and their resulting ability (or lack thereof) to
guide their insurgent partners according to their
wishes, regardless of their virtually unlimited
financial means.1 Compared to Iran, countries like
the Gulf monarchies, Jordan and Turkey suffer
from a significant disadvantage when it comes to
supporting paramilitaries abroad due to political
contradictions and a lack of expertise.2
One key reason for this imbalance is the nonrevolutionary
nature of the state sponsors of the
Syrian insurgency, as opposed to the revolutionary
character of the Iranian regime. This distinction
is not based on the respective stances of these
states towards the 2011 Arab revolutions, but
rather on the origins of their regimes: whereas
the Islamic Republic of Iran is the product of the
1979 revolution, the Gulf monarchies and Jordan
are conservative regimes that have withstood
1 Estimates of the amount of foreign funding for the Syrian rebels
are purely speculative. Pro-Asad Lebanese newspaper Al-Akhbar
has claimed that by the end of 2015 Syrian insurgents had
received a total of $US 6 billion in external funding (al-Akhbar,
21 March 2016, http://www.al-akhbar.com/node/254596).
2 For a rare discussion of the imbalance between the policies of
Iran and the Gulf states in Syria in terms of capabilities, see
ةmile Hokayem, “Iran, the Gulf States and the Syrian Civil
War”, Survival, 56/6 (2014), 59-86.
successive regional waves of revolutionary change
since the 1950s, and Turkey’s political system is the
outcome of a transition that has seen the gradual
subjugation of the military to civilian power
through (so far principally) constitutional means.
Revolutionary states like Iran (or proto-states like
the Islamic State) enjoy two distinct advantages
when they engage in subversive activities abroad.
First, revolutionary ideologies are inherently
universal and militant, and therefore provide a
model that is replicable by foreign insurgents.
Whereas Iran’s non-state proxies in Lebanon and
Iraq (Hezbollah, Badr, ‘Asa’ib Ahl al-Haqq, …) are
militias of strict Khomeynist obedience, no Syrian
rebel faction actively promotes the establishment
of a patrimonial monarchy of the Saudi or Qatari
type. Certainly, the experience of the Turkish AKP
is favourably perceived by moderate segments of
the Syrian insurgency, but it is an inherently nonmilitant
model, which is possibly seen as the final
outcome of the revolutionary process rather than
as a blueprint for insurgent mobilisation itself.
A corollary of the absence of a revolutionary
ideology among the state sponsors of the Syrian
insurgency is the prominent role of third parties,
which could be called ‘cause entrepreneurs.’
Because state sponsors do not provide their own
ideological rationale for violent mobilisation, the
void is filled by non-state actors ranging from prodemocracy
local activists to transnational Jihadis.
By contrast, such third parties are conspicuously
absent from the relationship between Iran and its
paramilitary proxies.
The second advantage of revolutionary regimes
is the fact that their state apparatus includes an
elite that is dedicated to relations with foreign
paramilitaries as part of the agenda of exporting
the revolution. Given the key role this elite played
in the revolutionary process at home, it exerts
sufficient influence within the state to secure
significant resources in support of its overseas
ambitions. Iran deals with its regional proxies
through the Army of the Guardians of the Islamic
Revolution (Pasdarans), a fully specialised state
agency that has accumulated more than three
decades of uninterrupted experience in arming,
INSIDE WARS.
23 Local Dynamics of Conflicts in Syria and Libya
training and supervising foreign paramilitaries. As
for the state supporters of the Syrian opposition,
they do the same through intelligence services,
whose chief concern is domestic security, and
they have only occasionally, if at all, engaged in
subversion abroad.3 In other words, revolutionary
states are able to minimise one of the main
problems faced by state sponsors of insurgent
groups: diverging political preferences.4 This is
the case because revolutionary states provide their
insurgent partners with a coherent ideological
rationale for violent mobilisation, and because
they possess more, and better, organisational and
human resources to shape their proxies in their
own image.
Because they lack such advantages, nonrevolutionary
states suffer from three main
weaknesses in the conduct of their subversive
strategies: first, they are heavily dependent on
the organisational capabilities of their rebel
partners and possess few means to improve
these capabilities, regardless of the financial
resources they provide;5 second, they have to
cope with significant interference on the part of
non-state third parties that either compete with
state sponsors for the control of the insurgency
(possibly, as will be shown below, by destroying the
rebel proxies of foreign states) or mediate between
these states and their rebel beneficiaries; and
third, the insurgent partners of non-revolutionary
states enjoy significant leeway to exploit rivalries
between patron states, at least when the ideology
of these insurgent groups makes them acceptable
to more than one regional patron. fourth, due to
their position in the international state system,
non-revolutionary states are more amenable to
3 Hokayem, “Iran, the Gulf states”, 81.
4 Idean Salehyan, Kristian Skrede Gleditsch, David Cunningham,
“Explaining External Support for Insurgent Groups”, International
Organization, /65 (2011), 709–44.
5 Here, I follow Paul Staniland’s argument that the organisational
capabilities of insurgent groups principally stem from the prewar
social networks upon which their leadership is built, and
that the impact of foreign funding on those capabilities is limited.
See Paul Staniland, Networks of Rebellion. Explaining Insurgent
Cohesion and Collapse, Ithaca, Cornell University Press,
2014.
pressures from hegemonic global powers, in this
case the United States.
In this chapter, I will illustrate the limits of foreign
patrons’ influence over the Syrian insurgency
by focusing on the receiving end. I will show in
particular that whether or not Syrian insurgent
factions have proven successful (i.e. cohesive and
militarily efficient) has had less to do with external
support than with their inherent qualities or flaws.
My focus here is thus not the performance of
the Syrian insurgency in general, but variations
between groups that have faced similar adverse
circumstances over the last years: first, a significant
imbalance between the half-hearted support they
have received from their foreign state patrons,
on the one hand, and the far more resolute
involvement of Iran and Russia in the conflict
alongside the Asad regime, on the other hand;
second, the rise of third parties like the Islamic
State and the Kurdish PYD, that have forced the
rebels to fight on several fronts and transformed
their foreign patrons’ strategies at the expense of
the struggle against Asad.
SAUDI ARABIA: A STORY OF
MANY FAILURES
Among the main regional sponsors of the Syrian
rebels, Saudi Arabia had the clearest idea of the
shape the insurgency should take, or more exactly
should not take. Indeed, besides anti-Iranian
geopolitical calculations and a quest for domestic
legitimacy, it seems that Riyadh’s decision to start
providing support to Syrian insurgents in the spring
of 2012 was sparked by an anti-Islamist stance,
and more specifically by the growing influence of
factions closely tied to the Muslim Brotherhood
and/or Qatar, such as the Committee for the
Protection of Civilians, a Muslim Brotherhoodrelated
front that secured the allegiance of several
rebel factions in central Syria from February
2012 onwards, and that was formally allied with
the founding figure of the Free Syrian Army, Col.
INSIDE WARS.
24 Local Dynamics of Conflicts in Syria and Libya
Riyad al-As‘ad.6 The Lebanese intermediaries first
appointed by the Saudis to distribute aid to the
Syrian rebels, such as Mustaqbal MP Uqab Saqr,
were given a mandate that one of their Syrian
interlocutors summarised as follows: “help anyone
but the Islamists.”7
Practically, “anyone but the Islamists” translated
into a focus on army defectors such as Gen. Mustafa
al-Sheikh, Col. Qasim Sa‘d al-Din and Capt. Mahir
al-Nu‘aymi and ideologically amorphous factions
embracing the FSA label.8 One of the first rebel
factions to benefit from Saudi largesse were the
Faruq Battalions in Homs, an FSA flagship that
during the first year of the insurgency was perhaps
the most powerful and wealthiest insurgent group
in Syria.9 Faruq’s financial resources were not
only a consequence of Saudi support, but rather
of the group’s ability to play on its strength and
prestige (as a pioneering insurgent force in what
was then the ‘capital of the revolution’) to secure
funding from competing sources. By September
2012, Faruq had joined the Islamic Front for the
Liberation of Syria, a nationwide alliance funded by
Salafi networks related to veteran Syrian ideologue
Muhammad Surur Zayn al-‘Abidin, who publicly
expressed his contempt for the Saudi regime and
6 “The Free Syrian Army and the Committee for the Protection
of Civilians Form a Joint Command Council” (in Arabic),
Middle East Panorama, 29 February 2012, http://www.
mepanorama.net/109303/%D8%A7%D9%84%D8%AC%
D9%8A%D8%B4-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%88%
D8%B1%D9%8A-%D8%A7%D9%84%D8%AD%D8%B1-
%D9%88%D9%87%D9%8A%D8%A6%D8%A9-
%D8%AD%D9%8 5%D8%A7%D9%8A%D8%A9 -
%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%AF/.
7 Interview with a Damascene activist who participated in discussions
over arms deliveries from Lebanon, Istanbul, August
2015.
8 This pattern was clearly illustrated by the Saudi-organised delivery
of Chinese-made HJ-8 antitank missiles in the spring of
2013. See Thomas Pierret, “External support and the Syrian
insurgency”, Foreign Policy, 9 August 2013, http://mideast.foreignpolicy.
com/posts/2013/08/09/external_support_and_the_
syrian_insurgency.
9 Interview with a Syrian rebel leader from Homs, Istanbul, August
2015.
maintained close relations with Qatar.10
Besides its multiple and shifting loyalties, Faruq also
disappointed Saudi Arabia (and its other patrons)
with its organisational dysfunctions. The group’s
leadership was an ad hoc collection of military
defectors (Lt. ‘Abd al-Razzaq Tlass), civilian
revolutionary activists (Hamza al-Shamali) and
religious clerics (Amjad al-Bitar) that had joined
forces after 2011. The loose character of al-Faruq’s
command structure was further exacerbated
when the group used its considerable purchasing
power to expand in the north of the country,
where it acquired even more resources and made
itself an essential partner to Turkey by taking
control of border crossings.11 The Northern Faruq
Brigades were led by the controversial Nawras al-
Muhammad, a.k.a. al-brins (‘the Prince’), who was
widely accused of large-scale exactions, and was
later executed by the rebel court of Aleppo on that
basis.12 In late 2012, al-Faruq started to fragment
as a result of personal rivalries that translated
into the dismissal of key figures like Tlass and
al-Bitar and the creation of splinter factions like
the Independent Faruq Battalions.13 By mid-2013,
Faruq had become a minor faction, and within
a year further internal disputes destroyed what
was left of the group.14 Former Faruq leaders
then participated in the creation of the Hazm
10 Thomas Pierret, “Salafis at War in Syria: Logics of Fragmentation
and Realignment”, in Francesco Cavatorta and Fabio
Merone (eds.), Salafism After the Arab Awakening: Contending
with People’s Power, London, Hurst, 2016.
11 Rania Abouzeid, “Syria’s Up-and-Coming Rebels: Who Are the
Farouq Brigades?”, Time, 5 October 2012, http://world.time.
com/2012/10/05/syrias-up-and-coming-rebels-who-are-thefarouq-
brigades-2/.
12 Interview with a Syrian analyst, Istanbul, August 2015; “Sharia
Court in Aleppo executes leader of Faruq Battalions in the
North (in Arabic)”, Al-Dorar al-Shamiyya, 21 avril 2015, http://
eldorar.com/node/74664.
13 See Al Jazeera’s interview with Farouk leader Usama al-Junaydi,
Youtube, 17 June 2013, https://www.youtube.com/
watch?v=IJIda5B1QHU.
14 Announcement of the dismissal of Usama al-Junaydi, Youtube, 20
July 2014, https://www.youtube.com/watch?v=Rph11Qn5Fp8.
INSIDE WARS.
25 Local Dynamics of Conflicts in Syria and Libya
movement,15 a US favourite whose frailty was
exposed when it rapidly disintegrated under the
attacks of the Nusra Front in early 2015.16
A considerable amount of Saudi money was also
spent on the Ahfad al-Rasul Brigades, a nationwide
alliance run by military defectors that in the
first half of 2013 seemed able to compete with
the largest Islamist coalitions.17 Like the Faruq
Battalions, Ahfad al-Rasul was initially appealing
enough to secure funding from both Qatar and
Saudi Arabia, but also like Faruq its leadership was
based on loose (partly tribal) networks that proved
dysfunctional and made the alliance unable to
resist successive onslaughts on the part of Jihadi
rivals: in mid-2014 Islamic State destroyed Ahfad
al-Rasul’s main strongholds in the Euphrates
valley,18 and at the end of the same year the Nusra
Front annihilated the northern branch of the
Syria Revolutionaries Front, the product of an
earlier merger between Ahfad al-Rasul and Jamal
Ma‘ruf ’s Martyrs of Syria, another non-Islamist
Saudi favourite.19 Having lost its main assets in
northern Syria by early 2015, Saudi Arabia had no
choice but to engage in a cautious rapprochement
with Ahrar al-Sham, Qatar and Turkey’s main
15 Jeffrey White, “Rebels Worth Supporting: Syria’s Harakat
Hazm”, The Washington Institute Policy Watch 2244, 28 April
2014, http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/
view/rebels-worth-supporting-syrias-harakat-hazm.
16 “U.S. Syria strategy falters with collapse of rebel group”, Reuters,
5 March 2015, http://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-
syria-hazzm-idUSKBN0M10GV20150305.
17 Nicholas Heras, “Alwiya Ahfaad ar-Rasool: A Growing Force
in the Syrian Armed Opposition”, Fair Observer, 20 May 2013,
http://www.fairobserver.com/region/middle_east_north_africa/
alwiya-ahfaad-ar-rasool-growing-force-syrian-armed-opposition/.
18 Saddam al-Jamal, a prominent commander of Ahfad al-Rasul
in Abu Kemal, defected to IS and became its emir in the region.
On the role of tribal ties in Ahfad al-Rasul, see Hassan, Hassan
and Michael Weiss, IS: Inside the Army of Terror (Reagan Arts,
2015), p. 202.
19 “The rise and ugly fall of a moderate Syrian rebel offers lessons
for the West”, Washington Post, 5 January 2015, https://
www.washingtonpost.com/world/middle_east/the-rise-andugly-
fall-of-a-moderate-syrian-rebel-offers-lessons-for-thewest/
2015/01/04/3889db38-80da-4974-b1ef-1886f4183624_
story.html.
Islamist ally in the area.20
Those Saudi partners that proved more resilient in
the long term owed their relative success to factors
other than funding from Riyadh. In the eastern
suburbs of Damascus, the late Zahran ‘Allush’s
Army of Islam has not only managed to survive
a three-year siege by regime forces, but also to
establish itself as the dominant rebel force in the
area (sometimes through direct military action
against rival factions like the Army of the Umma,
that was destroyed by the Army of Islam in early
2015), eliminate the Islamic State’s local sleeping
cells, keep the Nusra Front in check, and expand
nationwide. Yet the Army of Islam is hardly a
Saudi creature. A Salafi group, and as such the
one major exception to Riyadh’s reluctance to
deal with Islamist factions,21 it once had Qataraligned
alliances (Syrian Islamic Liberation Front
and Islamic Front) and has received support
from Surur’s networks. The group’s connection
with Saudi Arabia stems from long-standing ties
between ‘Allush’s father, a Salafi scholar, and the
Saudi religious establishment, but certain Saudi
decision-making centres have long distrusted the
Army of Islam. In any case, it is the cohesiveness
of the group’s organisational structure (itself the
result of a closely-knit pre-war semi-clandestine
religious network) that has made it such an efficient
and hence attractive target for various sources of
funding rather than the other way round.22
The other main area of Saudi influence is the
southern province of Daraa, which is virtually
the only place where Riyadh’s preference for
a predominantly non-Islamist insurgency has
prevailed and persisted in the long run. The
20 Hassan Hassan, “Syria’s revitalized rebels make big gains in
Assad’s heartlands”, Foreign Policy, 28 April 2015, http://foreignpolicy.
com/2015/04/28/syrias-revitalized-rebels-makebig-
gains-in-assads-heartland/.
21 The two other main exceptions are the Front for Authenticity
and Development (FAD), a politically moderate coalition supported
by al-Turath (‘Heritage’), a quietist, Saudi-aligned Salafi
association based in Kuwait, and the Nur al-Din Zanki movement
in Aleppo, which was affiliated with the FAD in 2013 but
whose ties to Saudi Arabia rely on personal connections rather
than on ideological affinities.
22 Pierret, “Salafis at war in Syria”; interview with Jaysh al-Islam’s
spokesman Islam ‘Allush, Istanbul, August 2015.
INSIDE WARS.
26 Local Dynamics of Conflicts in Syria and Libya
Southern Front, a broad coalition of FSA-banner
factions, remains by far the dominant force in
the province with at least twenty-five thousand
fighters as opposed to, probably, a mere four-digit
number of Islamist rebels. This exception results
from a combination of factors, among which is a
tight control of rebel supply lines by the Jordanian
authorities, whose anti-Islamist bias has been even
more pronounced than that of Saudi Arabia.23
In its relations with Syrian rebels, Amman has
been advantaged by a sizeable and competent
intelligence apparatus that is familiar with
southern Syria’s social and cultural context due
to geographical proximity. However, even in such
ideal conditions there have been limits to what
local rebels can achieve in terms of unification.
It is remarkable that despite the absence of a
major ideological divide among them, and their
shared dependence on a single source of logistical
support, Southern Front members have retained
separate command structures and have not been
able to move from mere coordination towards a
full merger.24 Although Jordan might have feared
that a more integrated Southern Front would
become too independent of it, there seems to be
no evidence that Amman actively discouraged
unification moves within the alliance. Rather
than external influence, the key variable for this
persistent fragmentation is thus the social structure
of the southern insurgency; that is, a collection
of groups that are firmly entrenched within their
local communities but whose respective leaders
are too loosely tied together to achieve the level of
trust required for full unification.
23 International Crisis Group, “New Approach in Southern Syria”,
Middle East Report n° 163, 2 September 2015, http://www.
crisisgroup.org/~/media/Files/Middle%20East%20North%20
Africa/Iraq%20Syria%20Lebanon/Syria/163-new-approachin-
southern-syria.pdf
24 This situation contrasts with the findings of Ostovar and Mc-
Cants, who in 2013 identified ideological differences and multiple
sources of funding as the major impediments to rebel unity
in Syria. See Afshon Ostovar and Will McCants, “The Rebel
Alliance. Why Syria’s Armed Opposition Has Failed to Unify”,
CNA, Analysis and Solutions, 2013.
QATAR AND TURKEY: BETTING ON
ALL HORSES
In 2013, Qatar provided the Syrian rebels with a
small batch of Chinese-made, Sudan-sourced FN-6
man-portable air-defence systems (MANPADS).
The eight different groups that benefitted from
this gesture of generosity before deliveries were
interrupted, probably under US pressure, spanned
across a broad ideological spectrum including
local Military Councils of the Western-backed
Free Syrian Army, the Muslim Brotherhoodaffiliated
Shields Committee, and the hard-line
Salafis of Ahrar al-Sham.25 This eclecticism reflects
a strategy that was primarily shaped by two of the
small emirate’s key characteristics: first, in spite of
enormous financial means, it has scarce limited
institutional and human resources to manage
relations with foreign paramilitaries; second, in
contrast to other Gulf monarchies, it has a relative
indifference to the ideological orientation of
foreign partners because of the Al Thani family’s
utmost confidence in the domestic stability of its
own rule.26
Qatar’s privileged relations with Syrian Islamist
factions can be interpreted as a form of outsourcing,
in the sense that these factions were brought into
Doha’s sphere of influence by non-state third
parties that had long maintained close ties with
the emirate. These parties were, to put it simply,
virtually all the regional Sunni networks that
were on bad terms with Saudi Arabia: the Muslim
Brotherhood (Shields Committee; the Committee
for the Protection of Civilians, rebranded in 2014
as the Sham Legion) and like-minded but nonaffiliated
factions (Ajnad al-Sham in Damascus,
Army of Mujahidin in Aleppo), Salafi haraki
(‘activist’) networks connected either to Surur
25 Other recipients of FN-6 missiles were the Ahfad al-Rasul Brigades,
the FSA-affiliated al-Qusayr Brigade, the Front for Authenticity
and Development in Aleppo, and the Syria Islamic
Liberation Front-affiliated Fath Brigade in Aleppo. FN-6 recipients
have been identified by the author thanks to videos uploaded
by these factions to Youtube throughout 2013.
26 Roula Khalaf and Abigail Fielding-Smith, “How Qatar seized
control of the Syrian revolution”, Financial Times, 17 May
2013, http://www.ft.com/cms/s/2/f2d9bbc8-bdbc-11e2-890a-
00144feab7de.html.
INSIDE WARS.
27 Local Dynamics of Conflicts in Syria and Libya
Zayn al-‘Abidin (Syrian Islamic Liberation Front-
SILF) or to remnants of the Salafi Movement in
Kuwait (Ahrar al-Sham’s Syrian Islamic Front,
which merged with the SILF in late 2013 to form
the Islamic Front), in addition to Jihadi fund
raisers whose operations in Qatar were tolerated
by the local authorities (Nusra Front).27
In spite of this, Qatar’s policy towards the Syrian
insurgency has not been uniformly pro-Islamist.
As the FN-6 episode illustrates, Doha has also
provided support for FSA-affiliates dominated
by military defectors. Indeed, since the emirate’s
partnership with Islamist factions was driven less
by ideological preference than by the brokerage
of non-state third parties, nothing prevented
Qatar from trying to maximise its influence by
betting on all horses, that is, by funding both
Islamist and ‘nationalist’ factions. In 2012 and
2013, when FSA structures dominated by army
defectors were established (Supreme Military
Council, Headquarters, local Military Councils),
Qatar worked to match Saudi influence within
these structures, and to seize its share of what
might then possibly become a major conduit of
Western support for the insurgency. After this
organisational scheme collapsed in late 2013, the
US reorganised foreign support for ‘moderate’
rebel groups through the creation of two operation
rooms, the Jordan-based Military Operations
Command (MOC) and the Turkey-based
Müşterek Operasyon Merkezi (MOM). Instead of
going through a central Syrian leadership, support
(notably in the form of US-made Saudi-sourced
TOW antitank missiles) would now be directly
distributed to vetted (generally non-Islamist) rebel
factions. Qatar was on board again, even hosting
training sessions for TOW missile users on its
27 Pierret, “Salafis at war in Syria”. The Qatari sphere of influence
among rebel factions was clearly illustrated by the list of signatories
of the Revolutionary Covenant, a moderate platform that
was prepared at a meeting convened by Qatar in Turkey: Islamic
Front, Sham Legion, Army of Mujahidin, Ajnad al-Sham, and
the Furqan Brigades, an Islamist group operating in the province
of Qunaytra (Skype interview with an official from one of
the signatory factions, May 2014).
territory.28 In the meantime, Doha continued to
support Islamist factions and by the spring of 2015
emerged along with Turkey as the main sponsor
of the Army of Conquest alliance, which expelled
regime troops from the province of Idlib.29
To sum up, Qatar’s policy of support for Syrian
rebels was shaped by a combination of opportunities
(the availability of non-state intermediaries) and
constraints (rivalry with Saudi Arabia, Western
pressure). Its utterly pragmatic strategy of wall-towall
support for insurgent factions allowed Doha
to have the best of both worlds as it found itself in
a privileged relationship with the Islamist factions
that turned out to be the most efficient and resilient
components of the insurgency (in particular Ahrar
al-Sham, which continued to expand by absorbing
other factions after it lost much of its resources
and leadership in 2014)30 while maintaining ties
with the more ‘respectable’ MOC/MOM affiliates.
This was obviously the most rational course of
action for a state that had the financial means to
cultivate a wide array of clients and saw no reason
to fear the spread of revolutionary ideals at home.
Qatar’s association with such a cohesive and
efficient faction as Ahrar al-Sham should not
suggest that Qatari funding was the key variable
behind their success, since Doha’s support also
benefitted factions that proved less convincing in
the long term. For instance, the Tawhid Brigade
(renamed Levant Front in 2015), for instance, was
initially an Al Jazeera-favourite and a thousandsstrong
faction that played a leading role in the
capture of the eastern part of Aleppo in July
28 “Main rebel factions that received TOW missiles: ‘We received
them from friendly states, and were trained in their
use in Qatar’”, Aksalser, 25 April 2014, http://www.aksalser.
com/?page=view_news&id=1d842ceddd4e5675291936be4053
1a20.
29 Hassan, “Revitalized Syrian Rebels”.
30 In the first half of 2014, Ahrar al-Sham lost its oil wells in the
east to the Islamic State, while some of its Kuwayti financiers
were sanctioned by the US Treasury. In September, dozens of
the top leaders of the movement, including its general commander
Hassan ‘Abbud, were killed in an explosion during a
meeting in the province of Idlib. On Ahrar al-Sham’s absorption
of other groups, see Aron Lund, “Islamist mergers in Syria: Ahrar
al-Sham swallows Suqour al-Sham”, Syria in Crisis, 23 March
2015, http://carnegieendowment.org/syriaincrisis/?fa=59471.
INSIDE WARS.
28 Local Dynamics of Conflicts in Syria and Libya
2012. However, following the assassination of its
charismatic military leader ‘Abd al-Qadir Salih in
October 2013, it gradually lost strength as a result of
poor discipline and internal factionalism,31 which
in turn entailed a drop in external support. Unlike
Ahrar al-Sham, whose core leadership was built
upon a cohesive network of Jihadi veterans, many
of which had formerly been detained together at
the Seydnaya prison near Damascus, Tawhid was
a frail coalition of local groups held together by
Salih’s charisma, by the short-lived momentum
of crushing victories against the regime in 2012,
and by foreign, notably Qatari, money. True,
other foreign states (namely, Saudi Arabia and
the United States) contributed to the weakening
of the Tawhid Brigade/Levant Front by denying it
access to MOM-supplied TOW missiles, thereby
encouraging the creation of splinter factions such
as the 1st Regiment in the spring of 2015.32 This
pattern had also been observed the previous year
when another Aleppine faction, the Nur al-Din
Zanki Movement, secured TOW supplies as soon
as it left the Army of Mujahidin, whom Saudi
Arabia opposed for its alleged ties to the Muslim
Brotherhood.33 Yet, it is remarkable that Ahrar
al-Sham’s exclusion from the list of the MOM’s
vetted recipients did not prevent its continuous
absorption of smaller factions. It seems, therefore,
that foreign pressures have had a detrimental
effect on the cohesion of rebel factions when that
cohesion was already fragile.
31 “Divisions shake the Tawhid Brigade” (in Arabic), Aksalser, 5
July 2014, http://www.aksalser.com/?page=view_articles&id=d
edf8a71626f82bdae322177bd39c182.
32 “Ideological differences and US pressures. Al-Sharq al-Awsat
reveals the reasons for the dissolution of the Levant Front”
(in Arabic), Al-Sharq al-Awsat, 20 April 2015, http://aawsat.
com/home/article/340806/%D8%AE%D9%84%D8%A7%
D9%81%D8%A7%D8%AA-%D8%B9%D9%82%D8%A7%
D8%A6%D8%AF%D9%8A%D8%A9-%D9%88%D8%B9%
D8%B3%D9%83%D8%B1%D9%8A%D8%A9-%D8%AA%-
D8%AD%D9%84%D9%91-%C2%AB%D8%A7%D9%84%
D8%AC%D8%A8%D9%87%D8%A9-%D8%A7%D9%84
%D8%B4%D8%A7%D9%85%D9%8A%D8%A9%C2%BB-
%D9%81%D9%8A-%D8%AD%D9%84%D8%A8.
33 International Crisis Group, “Rigged cars and barrel bombs:
Aleppo and the state of the Syrian war”, Middle East Report
155, 9 September 2014, p. 23, http://www.crisisgroup.org/en/
regions/middle-east-north-africa/syria-lebanon/syria/155-
rigged-cars-and-barrel-bombs-aleppo-and-the-state-of-thesyrian-
war.aspx.
CONCLUSION AND POLICY
IMPLICATIONS
Although quantitatively significant, foreign state
support for Syrian insurgents has only had a
limited impact on the resilience and cohesiveness
of its rebel beneficiaries. Once-lavishly-funded
factions like the Faruq Battalions, Ahfad al-Rasul
Brigades and Tawhid Brigade have disintegrated
or dramatically weakened, while others have
continued to thrive despite temporary losses
of resources, like Ahrar al-Sham, or under dire
military and logistical conditions, as in the case of
the Army of Islam. In all cases, the independent
variable determining the success or failure of these
groups has not been the level of external support
they receive, but the nature of their leadership:
tightly knit networks of long-standing partners on
the one hand, as opposed to loose ad hoc coalitions
on the other hand. Likewise, the cases of Daraa and
Aleppo show that even when foreign influence was
exerted by or through a single hegemonic foreign
state patron (Jordan and Turkey respectively) over
an ideologically homogeneous insurgent scene,
dysfunctions stemming from the fragmented
social structure of the rebel leadership proved
hard to overcome for foreign patrons.
The major policy implication of the developments
expounded above is that whatever financial
resources state sponsors pour into their insurgent
partners, they cannot make a rebel faction
successful when its leadership is dysfunctional,
nor can they lastingly impose unity on rebel groups
against their inherent centripetal dynamics. Such
implications were already acknowledged to some
extent when the project for a fully integrated
‘Free Syrian Army’ was abandoned in favour of
the more modest MOC/MOM approach, with
coordination replacing overambitious unity
schemes, and support being provided directly to
select moderate factions that had survived the
Darwinian selection process of the war. Scaling
down their aims of shaping a foreign insurgency is
probably the most realistic strategy for states that
lack both a militant ideology to export and a fullyfledged
agency designed for propping up foreign
insurgents who embrace that ideology – that is,
virtually all regimes except revolutionary ones.






[1] Estimates of the amount of foreign funding for the Syrian rebels are purely speculative. Pro-Asad Lebanese newspaper Al-Akhbar has claimed that by the end of 2015 Syrian insurgents had received a total of $US 6 billion in external funding (al-Akhbar, 21 March 2016, http://www.al-akhbar.com/node/254596).
[2] For a rare discussion of the imbalance between the policies of Iran and the Gulf states in Syria in terms of capabilities, see Emile Hokayem, Iran, the Gulf States and the Syrian Civil War, Survival, 56/6 (2014), 59-86.

[3] Hokayem, Iran, the Gulf states, 81.
[4] Idean Salehyan, Kristian Skrede Gleditsch, David Cunningham, Explaining External Support for Insurgent Groups, International Organization, /65 (2011), 70944.
[5] Here, I follow Paul Stanilands argument that the organisational capabilities of insurgent groups principally stem from the prewar social networks upon which their leadership is built, and that the impact of foreign funding on those capabilities is limited. See Paul Staniland, Networks of Rebellion. Explaining Insurgent capabilities of insurgent groups principally stem from the prewar social networks upon which their leadership is built, and that the impact of foreign funding on those capabilities is limited. See Paul Staniland, Networks of Rebellion. Explaining Insurgent Cohesion and Collapse, Ithaca, Cornell University Press, 2014.

[6] The Free Syrian Army and the Committee for the Protection of Civilians Form a Joint Command Council (in Arabic), Middle East Panorama, 29 February 2012, http://www.mepanorama.net/
[7] Interview with a Damascene activist who participated in discussions over arms deliveries from Lebanon, Istanbul, August 2015.
[8] This pattern was clearly illustrated by the Saudi-organised delivery of Chinese-made HJ-8 antitank missiles in the spring of 2013. See Thomas Pierret, External support and the Syrian insurgency, Foreign Policy, 9 August 2013, http://mideast.foreignpolicy.com/posts/2013/08/09/external_support_and_the_syrian_insurgency.
[9] Interview with a Syrian rebel leader from Homs, Istanbul, August 2015.
[10] Thomas Pierret, Salafis at War in Syria: Logics of Fragmentation and Realignment, in Francesco Cavatorta and Fabio Merone (eds.), Salafism After the Arab Awakening: Contending with Peoples Power, London, Hurst, 2016.
[11] Rania Abouzeid, Syrias Up-and-Coming Rebels: Who Are the Farouq Brigades?, Time, 5 October 2012, http://world.time.com/2012/10/05/syrias-up-and-coming-rebels-who-are-thefarouq-brigades-2/.
[12] Interview with a Syrian analyst, Istanbul, August 2015; Sharia Court in Aleppo executes leader of Faruq Battalions in the North (in Arabic), Al-Dorar al-Shamiyya, 21 April 2015, http://eldorar.com/node/74664.
[13] See Al Jazeeras interview with Farouk leader Usama al-Junaydi, Youtube, 17 June 2013, https://www.youtube.com/
[14] Announcement of the dismissal of Usama al-Junaydi, Youtube, 20 July 2014, https://www.youtube.com/watch?v=Rph11Qn5Fp8.
[15] Jeffrey White, Rebels Worth Supporting: Syrias Harakat
Hazm, The Washington Institute Policy Watch 2244, 28 April 2014, http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/rebels-worth-supporting-syrias-harakat-hazm.
[16] U.S. Syria strategy falters with collapse of rebel group, Reuters, 5 March 2015, http://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-syria-hazzm-idUSKBN0M10GV20150305.
[17] Nicholas Heras, Alwiya Ahfaad ar-Rasool: A Growing Force in the Syrian Armed Opposition, Fair Observer, 20 May 2013, http://www.fairobserver.com/region/middle_east_north_africa/alwiya-ahfaad-ar-rasool-growing-force-syrian-armed-opposition/.
[18] Saddam al-Jamal, a prominent commander of Ahfad al-Rasul in Abu Kemal, defected to IS and became its emir in the region. On the role of tribal ties in Ahfad al-Rasul, see Hassan, Hassan and Michael Weiss, IS: Inside the Army of Terror (Reagan Arts, 2015), p. 202.
[19] The rise and ugly fall of a moderate Syrian rebel offers lessons for the West, Washington Post, 5 January 2015, https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/the-rise-andugly-fall-of-a-moderate-syrian-rebel-offers-lessons-for-thewest/ 2015/01/04/3889db38-80da-4974-b1ef-1886f4183624_story.html.
[20] Hassan Hassan, Syrias revitalized rebels make big gains in Assads heartlands, Foreign Policy, 28 April 2015, http://foreignpolicy.com/2015/04/28/syrias-revitalized-rebels-makebig-gains-in-assads-heartland/.
[21] The two other main exceptions are the Front for Authenticity and Development (FAD), a politically moderate coalition supported by al-Turath (Heritage), a quietist, Saudi-aligned Salafi association based in Kuwait, and the Nur al-Din Zanki movement in Aleppo, which was affiliated with the FAD in 2013 but whose ties to Saudi Arabia rely on personal connections rather than on ideological affinities.
[22] Pierret, Salafis at war in Syria; interview with Jaysh al-Islams spokesman Islam Allush, Istanbul, August 2015.
[23] International Crisis Group, New Approach in Southern Syria, Middle East Report n° 163, 2 September 2015, http://www.crisisgroup.org/~/media/Files/Middle%20East%20North%20Africa/Iraq%20Syria%20Lebanon/Syria/163-new-approachin-southern-syria.pdf
[24] This situation contrasts with the findings of Ostovar and McCants, who in 2013 identified ideological differences and multiple sources of funding as the major impediments to rebel unity in Syria. See Afshon Ostovar and Will McCants, The Rebel Alliance. Why Syrias Armed Opposition Has Failed to Unify, CNA, Analysis and Solutions, 2013.

[25] Other recipients of FN-6 missiles were the Ahfad al-Rasul Brigades, the FSA-affiliated al-Qusayr Brigade, the Front for Authenticity and Development in Aleppo, and the Syria Islamic Liberation Front-affiliated Fath Brigade in Aleppo. FN-6 recipients have been identified by the author thanks to videos uploaded by these factions to Youtube throughout 2013.
[26] Roula Khalaf and Abigail Fielding-Smith, How Qatar seized control of the Syrian revolution, Financial Times, 17 May 2013, http://www.ft.com/cms/s/2/f2d9bbc8-bdbc-11e2-890a-00144feab7de.html.
[27] Pierret, Salafis at war in Syria. The Qatari sphere of influence among rebel factions was clearly illustrated by the list of signatories of the Revolutionary Covenant, a moderate platform that was prepared at a meeting convened by Qatar in Turkey: Islamic Front, Sham Legion, Army of Mujahidin, Ajnad al-Sham, and the Furqan Brigades, an Islamist group operating in the province of Qunaytra (Skype interview with an official from one of the signatory factions, May 2014).
[28] Main rebel factions that received TOW missiles: We received them from friendly states, and were trained in their use in Qatar’”, Aksalser, 25 April 2014, http://www.aksalser.com/?page=view_news&id=1d842ceddd4e5675291936be40531a20.
[29] Hassan, Revitalized Syrian Rebels.
[30] In the first half of 2014, Ahrar al-Sham lost its oil wells in the east to the Islamic State, while some of its Kuwayti financiers were sanctioned by the US Treasury. In September, dozens of the top leaders of the movement, including its general commander Hassan Abbud, were killed in an explosion during a meeting in the province of Idlib. On Ahrar al-Shams absorption of other groups, see Aron Lund, Islamist mergers in Syria: Ahrar al-Sham swallows Suqour al-Sham, Syria in Crisis, 23 March 2015, http://carnegieendowment.org/syriaincrisis/?fa=59471.
[31] Divisions shake the Tawhid Brigade (in Arabic), Aksalser, 5 July 2014, http://www.aksalser.com/?page=view_articles&id=dedf8a71626f82bdae322177bd39c182.
[32] Ideological differences and US pressures. Al-Sharq al-Awsat reveals the reasons for the dissolution of the Levant Front (in Arabic), Al-Sharq al-Awsat, 20 April 2015, http://aawsat.com
[33] International Crisis Group, Rigged cars and barrel bombs: Aleppo and the state of the Syrian war, Middle East Report 155, 9 September 2014, p. 23, http://www.crisisgroup.org/en/regions/middle-east-north-africa/syria-lebanon/syria/155-rigged-cars-and-barrel-bombs-aleppo-and-the-state-of-thesyrian-war.aspx.

Destekçi Devletler ve Suriye Direnişi: Yabancı Etkinin Sınırları
  • Title : Destekçi Devletler ve Suriye Direnişi: Yabancı Etkinin Sınırları
  • Posted by :
  • Date : 18.9.16
  • Labels :
  • Blogger Comments
  • Facebook Comments

0 yorum:

Yorum Gönder

Kayıt olmadan yorum yapmak için anonim, isim girmek için Adı/Url seçerek yorum yapabilirsniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Top