728x90 AdSpace

Yeni

23 Kasım 2014 Pazar

Hac yolunda dokuz gün

Hac bu senede çıkmazsa, umreye gideriz.” inşallah deyip dururken Allahu Teala üç yıl önce (başvurumuzun üçüncü yılı olan 2011’de) bana ve eşime haccı nasip etti. Hac kurası Konya’da çıktı ama gidiş yaklaşık üç yıldır yaşadığımız Muş’tan oldu. Bu yazıda Muş’tan hac yolculuğuna çıkışımızın dokuz gününe dair yaşadıklarımızı aktaracağım fakat Medine’den Kâbe’ye doğru yola çıkışımız ve haccı ifa edişimize dair tuttuğum notlar yazıda yer almayacaktır. Yolculuğumuzun o kısmı belki başka bir yazının konusu olabilir.

22.10.2011

Uğurlanma
Muş Havaalanına üç arabalık bir konvoyla gittik. Israrla servisle gideceğimizi söylesem de adını hatırlayamadığım Muş şeker fabrikası çalışanı ağabey, Muş Alparslan Üniversitesi İlahiyat (Şu anda İslami İlimler) Fakültesi Dekanı Fethi A. Polat Bey ve Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanı Mehmet Dinçoğlu (şu andaki başkanı Yrd. Doç. Dr. Ramazan Şahan) Bey bizi havaalanına getirdi. Onların bu hassasiyeti belki de bir gelenekten geliyor olmalarından ötürüdür. Akrabalarımı bir zihnimden geçirdim. Ana tarafından da baba tarafından da ne hacca giden bir akrabamızı hatırlıyorum ve ne de giden olmuşsa onu uğurladığımızı. Herhalde bundan olmalı ki İstanbul’daki yakın akrabalarım dahil hiç kimse Muş’taki komşularım gibi bizi uğurlamaya gelmeyecek diye tahmin ediyorum. Bu uğurlama işini inşallah ben de öğreneceğim yakınlarım da (Hanım Konya’daki eski ev sahibimiz Veysel Ak’ın eniştesini hacca uğurladığımızı hatırladı. Hatta dönüşte de bizi Osman enişteleri yemeğe davet etmiş.). Muş-Ankara arası uçak yolculuğunda Diyanet’in hediye ettiği Haccı Anlamak adlı kitabı bitirdim. Hanım bana orada o kitap hakkında sorular sordu, yanıtlarım fena değildi.

23.10.2011

Medine’ye gidiyoruz
Medine uçağındayız. Uçak 300 küsür kişilik. 04:00’da hareket etti uçağımız. 05:30’a kadar uyumadan abdesti muhafaza etmek kolay değil. Uçakta Kur’an okundu. Ardından dinlediğimiz uzun şiir Dursun Ali Erzincanlı’nın okuduğu ya da o üslupla kaleme alınmış vaaz içerikli başka bir şiirdi. Uçaktaki hatip, Peygamberimiz (s) henüz çocukken onu bir bulutun takip ettiğini söylüyordu.
Medine’ye indik. İnmeden az önce önümüzdeki yaşlı hacı adayının yanındakine söylediği sözler şöyle idi: “Güzel olan Medine idi değil mi? Pek de güzel değilmiş.” Bölgenin volkanik dağlardan oluşması belki de olağanüstülükler görmek için kendini hazırlayıp gelen hacı adayını belli ki hayal kırıklığına uğratmıştı.
Peygamberimiz (s)’in, Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer’in kabirlerini hızlıca ziyaret ettik.
Akşam ve yatsı namazları arası Mescid-i Nebevi’de dersler yapılıyormuş. Katılmayı arzuluyorum…
Van depremi havar havar!
Mescid-i Nebevi avlusunun kıble tarafındaki çıkışlarından birinin hemen karşısındaki otele geldiğimizde Van’da 7.2’lik bir deprem olduğu haberini aldık. Evi telefonla aradık. Deprem Muş’ta hasara yol açmamış hamdolsun ve az hissedilmiş. Vanlı öğretim elemanı dostumuz Erdal Eker’den de haber alamadım. İnşallah yakınları iyidir. Bir hacı adayı hanım, televizyonda haberleri görünce fenalaştı. Aradığı telefon numaralarından da kimseyle görüşemeyince iyice endişelendi. Eşim herhalde onu odasına çıkardı. Yanlış anlamadıysam hac için gelirken çocuklarını Van’daki yakınlarına emanet bırakmış. Allah korusun!

24.10.2011

Mescid-i Nebevi’de namaz ve dua
Mescid-i Nebevi’ye sabah namazını kılmak üzere tek başıma gittim. Diğer vakitlerde cemaatin o kadar kalabalık olmayışı beni şaşırttı. Giderken, “Millet Sabah namazına uyanacak da, camiye gelecek de…” diye düşünsem de bu düşüncem isabetsiz çıktı. Hamdolsun! Ümmeti o saatte ayakta görmek güzeldi. Namaz sonrası hacılar grup grup toplanarak dua ettiler. Biz de Nebi (s)’nin mezarının karşısında toplanacaktık. Gördüğüm kadarıyla buluşma mekânı olarak orayı belirleyen tek ülke biz değildik.
Suudlu polis, asker, görevli vs. dua eden hacıların yönünü Kâbe’ye doğru çeviriyorlardı. Ancak uyarılanların çoğu Kâbe’ye sırt dönmeyi Peygamberimizin kabrine sırt dönmeye tercih ediyordu. Her ne kadar Peygambere ibadet niyeti taşımasalar da doğru olan “kıbleye dönüp” dua etmek idi.
Ne zaman hurma alacağız?
Hala hurma alamadık. Birkaç alternatif belirlesek de kandırılma endişemiz sürmekte. Hayırlısı… Bu konuya pek yoğunlaşmaya niyetimiz yok şimdilik.
Ya banka yoksa?
Medine’de Ziraat Bankası yokmuş. Hem hurma alıp kargoya vermek hem de haccımız için –sanırım- kurban kesmemiz gerekecek. Bu durumda Mekke’de de –bize Türkiye’de söylendiği gibi- Ziraat Bankası şubesi yoksa işimiz yaş!
Umudum eski Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Önkal ya da Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı (şu anki Konya müftüsü) Prof. Dr. Ali Akpınar…
Para sorunumuzu inşallah Ali Akpınar Bey bugün yarın halledecek. Bin Türk Lirası borç alacağım. Allah razı olsun kendisinden.
Sahih olmayan bir rivayet üzerine
İki Sivaslı hacı ile sohbet ettik. “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım.” sözünün sahih bir hadis olmadığını söyledim. Sanırım “dekan yardımcılığım” dikkate alındığından sert bir itirazla karşılaşmadım. Hakkı söylemede “makam” olumlu bir katkı sağlıyor.
Suud’da bir Suriyeli
Yahya Gavsani ile sözleştik. Yatsı namazı sonrası Quba kapısında buluşacağız, inşallah…
Yahya Gavsani’nin sırtı ağrıyormuş. Daha sonra görüşmeyi umduğunu ifade ederek telefonu kapadı. İnşallah çabuk iyileşir.
Diyanetin iyi niyeti
Şu anda camideyim yanımdaki Antalyalı hacı diğer illerin hacılarının da Ankara aktarmalı geldiğini söylüyor. Rivayete göre kaynaşmamız için böyle yapıyormuş diyanet. Allah muhabbetimizi artırsın…
Suud’da hizmet sektörü
Kaldığımız oteldeki temizlik işçimiz Bangladeşli imiş. Hizmet sektöründe başka ülke vatandaşları bolca mevcut burada anlaşılan.
Dedenin derdi
Sivas’tan hac için gelen Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) emeklisi ağabey, “Çocukları evlendirdik ama torunlardan başımızı alamıyoruz. Çocuklarımız onları başımıza bırakıp gidiyorlar. Hacca geldik de kafamız rahatladı.” dedi. Emekli olmayanın bir, olanın bin patronu var!
Yaşasın kütüphane buldum
En fazla bugün mutlu oldum. Çünkü kitabevi sandığım yerden kitap almaya niyetlendim. Yukarı çıktığımda 08:00-22:00 arası açık olan Türkçe kitapların da olduğu söylenen kocaman bir kütüphane ile karşılaştım. Kitapları arasında “Kur’an-ı Kerim’de Su” adlı Arapça bir çalışma ilgimi çekti. İçinde “Hz. Nuh Döneminde Su” adlı bir bölüm görünce kitabı okumaya ve Hz. Nuh konulu çalışmam için notlar almaya giriştim. O vesileyle Mescid-i Nebevi’nin üstünün de namaz için kullanıldığını öğrenmiş oldum. Kütüphaneden inerken Mısırlılarla tanıştım. Onları Hüsnü Mübarek’i devirdikleri için tebrik ettim. (Darısı darbeci Sisi’nin başına.)
Her eylem yeniden diriltir beni
Medine’ye gelişimizin 3. gününde Mescid-i Nebevi’nin bahçesini görünce saat 22:00’da aklıma gelen cümle: Burada ne eylem yapılır be!
Niyet iyi ama…
Türkiye’den gelen ve Mescid-i Nebevi’nin bahçesinde gördüğümüz tekerlekli sandalyede hac için gelmiş bir hanımdan izin alarak onun fotoğrafını çektik. Amacım hacca gelmek konusunda gevşek davranan babama bu fotoğrafı göstermek idi. Hanımla birlikte o kadınla konuşurken birisi onu dilenci sandı ve ona bir miktar para bırakıp gitti. İlginç bir sahne idi. Kadının durumunda biz olup dilenci zannedilseydik ne hissedeceğimizi tahmin etmek kolay değil.

25.10.2011

Uhud
Rehberimiz, “Uhud müşriklerin belinin kırıldığı yerdir.” dedi. Ne var ki, Müslümanlar yenildi bu savaşta. Bayağı iyimser bir rehberimiz var demek ki!
Uhud’da şehidlerin tümü Ensar’dan idi. Yakınları definlerinin şehir merkezine yapılmasını istedilerse de, Peygamber (s) Uhud Dağı eteğine defnettirdi onları. “Kabir ziyareti ahireti hatırlatır.” diye şehitliğe yazı konmuşsa da kabirleri değil demir parmaklıkları görüyoruz.
İranlı olduklarını sandığımız hacılara hitap eden kişi Uhud okçular tepesinde Kerbela’dan bahsediyordu! Tarih fanatizmi değil de ne bu?
Kıbleteyn ve Kuba Mescidi
Kıbleteyn mescidini ziyaret ettik. İyi ki yaşımız çok ileri değilken gelmişiz. Bu kalabalıkta kaybolma riski var. Bakalım Mekke’de ne yapacağız? İngiltere’den gelen hacıların fotoğrafını çektim, teşekkür ettiler. (Atina’da (2014) Amerikalı ziyaretçilerin fotoğrafını çektiğimde -muhtemelen ziyaret organizasyonunda sorumlu- bir hanım sert bir tavır takındı, çektiğim fotoğrafların tümünü sildim.)
Kuba Mescidi 1985’te tamamen yıkılıp yapılmış. İlk defa yaptıkları bir şey duydum. Zira Mescid-i Nebevi civarında “restorasyon halinde” ufak mescidler var. Dedikleri doğruysa, aslında restorasyon gibi bir niyetleri yokmuş. Çünkü hacı adayları Mescid-i Nebevi’yi bırakıp sahabe adına yapılan o mescidlerde namaz kılıyorlarmış. En azından bizimkiler yapar mı bunu, yapar tabi…

26.10.2011

Samsun’dan bir vaiz
Dün gece yaklaşık 23:45’e kadar kaldığımız otelin yemekhane kısmındaydım. Orada hanımla çay içerken başka bir kafilenin akşam programına katıldık. Kafile başında sohbet eden Samsun vaizi Veysel Gazi’nin hacca yüklediği anlam güzeldi. Sohbetini bitirince birlikte çay içtik. Ehl-i Sünnetten uzaklaşıldığından söz etti bize.
Cemaat kaynıyormuş
Veysel Gazi Beyden ayırılınca birkaç diyanet görevlisiyle daha muhabbet ettim. Birisi, “Cami cemaati Kürtlere karşı içten içe kaynıyor.” dedi. Sanki Türkiye’de müstakil bir Türk ve Kürt cemaati söz konusu!
Dua
Medine’den herhalde 31 Ekim 2011’te ayrılacağız. Önce umre sonra hac görünüyor. Medine'den hacca gelenler için tesbit edilen mîkatta yani Zu’l-huleyfe denilen yerde ihrama girecekmişiz. “Allah’ım bize makbul bir umre ve ardından da hac nasip eyle.”
Hurma alabilecek miyiz?
Bugün inşallah kafile liderimiz rehberliğinde hurma bahçesine gidip hurma alacağız. Acaba bizi getirdiği için ona hurmaları hediye mi edecekler? Ediyorlarsa o hediyeyi almak caiz mi diye merak ediyorum.
Hurma almaya gittik. Ne var ki servisiyle geldiğimiz yerin değil az ilerideki “Osmanlı Pazarı”nın hurmalarını beğendik. Kalitesiz hurma satıcısının servisiyle gelip başka bir yerden hurma satın alırsak ayıp olur diye elimiz boş dönmeyi tercih ettik. Nasıl olsa Osmanlı Pazarı’nın telefonları hanımda var. Belki bugün öğleden sonra belki yarın oraya gideriz. Ya da otelin yanındaki/altındaki yerden alırız.
Yeşil halı
İstanbul Orman Bölge Müdürü İbrahim Bey (Şu anda Orman Genel Müdürü), Mescid-i Nebevi içindeki “yeşil halı” üzerinde namaz kılabilmek için pratik bir yol bulmuş. Geldik, inşallah nasip olur orada kılarız.
Nasip oldu, şu anda yeşil halı üzerindeyim. Suud polisi “sabır, vakar vs.” uyarısı yapmış olsa da az önce yer kapmak için feci bir yarış gerçekleştirdik. O sırada iri yarı bir zenci kardeşimiz düştü ve cep telefonunu da alıp koşuya devam etmeye çalıştı. Yer kapmada başarılı olabildi mi bilmiyorum. Koşu gerçekten tehlikeliydi. Düşüp iri cüsseli hacı adaylarının ayakları altında kalabilirdim. Yarışın sonunda yer kapabildim ama sanırım bir daha burada böyle bir yarışa girmem. Yeşil halı üzerinde oturacak bir yer bulsam da sağım ve solumdaki (Afrikalı herhalde) iki kişinin beni oluşan saf hizasına çekmeleri sayesinde yerleşebildim. Kimse yerimi talep etmesin diye de nafile namaz ve Kur’an okuma eylemlerinde bulundum. Yer bekleyenlere yer vermenin iyi fikir olacağını düşünüp buraya yol bulmama vesile olan İbrahim Beye, “Kalkalım mı?” demek için omzuna dokunsam da muhtemelen, “Yer isteyen bir hacı adayı olmalı.” diye düşünüp arkasına dönmeyince yerimi muhafaza ettim.
Hikâyeci hoca
İrşad programındaki hatibimiz, “Kişi sevdiğini davet eder.” diyor. Yani “Allah sizi davet etti hacca geldiniz.” demek istiyor. Hikâyeci hocamız hacca gitmeyen padişahların durumu hakkında ne düşünüyordu acaba bilmiyorum.
Yine hatibimiz, “Beyazıd Bistami şeytana, ‘Beni kandır!’ demiş. O da, ‘Ben demen yeterli, gerisi kolay!’ demiş.” şeklinde bir aktarımda bulundu. Bistami’nin, “Kendi şanımı tesbih ve tenzih ederim, benim şanım ne yücedir!” derken kullandığı “ben” acaba şeytani midir rahmani midir, merak konusu… İstanbul’da –kendi bilgilendirmesiyle- “hikâyeci hoca” denen bu hatip, “Allah, Bistami’nin ve İmam Şibli’nin şefaatlerine Allah bizi nail etsin.” diye de açık bir temennide bulundu. Onları kim şefaatçi tayin ettiyse …
Hatibimiz hayırlı bir evlattan bahsetti. Babasını hacca gitmeye teşvik edip duruyormuş. Babası “Henüz çağrılmadım.” deyip hacca gitmeye meyletmiyormuş. Oğlu gece kalkıp “gaibten seslenir gibi” hafif bir ses ile seslenince babası hacca gitmeyi kabul etmiş. Oğlu gerçeği söyleyince babası, “Daha önce niye bunu akletmedin?” demiş. Allah’ın vahyinin çağrısını göz ardı edip, onun dışında “esrarengiz bir çağrı” bekleyen kişinin garip hali işte… Böyle bir ile ben de karşılaşmıştım. Bana, “Hacca bir çağıran olacak ki.” deyince, “Allah beni gönderdi sana işte!” demiştim.
Hurafe dolu bir ilahi
Şu anda hurafe dolu bir ilahi dinliyoruz. Bir hacı, “Ay, of!” diye bağırıp duruyor. Ayetlerin harekete geçiremediği, kalbini titretemediği adam hurafe dolu bir ilahi ile titriyor, aşka geliyor!

27.10.2011

Hayret ki ne hayret!
Bu sabah namazına gelirken dört gündür sabah namazının sünnetini kılmanın aklıma gelmediğini fark ettim.
Cennetü’l-bakî
Bugün sabah namazından sonra Cennetü’l-bakî’yi gezeceğiz inşallah. Ayrıca hurma alma işini de bugün bitirmeyi umuyoruz. “Banka kartından para çekeriz.” diye geldik ama banka yok burada. Dardayız. Ali Akpınar talep ettiğim kadar borç verdi ancak o miktar da “dikkat etmezsek” yetmeyecek gibi. Borç verecek birini daha bulmamız lazım, ümitliyim…
Cennetü’l-bakî denilen yerde mezarlar var ancak Suudlular orada hangi taşın hangi sahabinin mezarına ait olduğunu söylemiyorlar. Kafile liderimiz Tekirdağ Müftü Yardımcısı Ali Kotan Bey, “Bizde bir Eyyub el-Ensari var. Onlarda on bin tane!” diyerek kabirlerin kutsanması tehlikesine işaret etti. Bu açıdan Suudluları tebrik etmek gerekiyor. Kafile başkanımızın verdiği rakamı müze ziyareti rehberi de vermişti.
Cennetü’l-bakî Vahhabi anlayışın yönetiminde olmasaydı, “sahabeye saygı” adı altında Eyyup el-Ensari’nin mezarı türünden onlara da mezarlar yapılırdı herhalde. O zaman kabir ziyaretlerinden hac veya umreye vakit kalır mıydı, insan düşünmeden edemiyor.
Yeşil Kubbe ve Ravza-i Mutahhara
Yeşil Kubbe denilen yer Peygamber (s)’in devesinin çöktüğü ve Peygamber’e ev inşa edilen yerdi. Mescidin kıblesi önce Kudüs’e doğru idi. Medine’de cami yanında Suffe denilen yer gölgelikti ve fakirler orada kalırdı.
Bize gösterilen tanıtım filmine göre, Peygamber (s)’in mescidde hutbe verirken dayandığı kütük inlemiş Peygamber’in ona, “İstersen dünyada tekrar ağaç ol istersen cennette.” demiş, kütük cenneti tercih etmiş. Rehberin demesine göre kütüğün cennete gitmesi kısmı dahil söz konusu hadis Buhari ve Müslim’de varmış. Urfa’da da balıklı göldeki balıkların cennete gideceği söylentisi var…
Hz. Muhammed (s)’in kabrinin bulunduğu Ravza-i Mutahhara denen mekânın arka tarafında sağdan 2. direğe “Hz. Ayşe direği” denilirmiş. Çünkü orda oturur ve saatlerce dua edermiş. Bu direğin iki solundaki direğin adı da serir imiş.
Osmanlı döneminde Mescid-i Nebevi’ bir mihrab daha yaptırılmış. Nedeni, kendilerini Rasulullah’ın secde ettiği yere layık görmemeleri imiş.
Büyük Selçuklular'ın Halep Atabeyi Nureddin Zengi (1118-1174), döneminde Ehl-i Kitap’tan iki kişi Rasul (s)’ün cesedini çalmak istemiş. Rüyasında Rasul (s) Nureddin Zengi’ye görünüp, “Beni koru!” demiş. O da onları yakalamış. Zengi de Rasul (s)’ün mezarının dış tarafına 5 m. derinliğinde kurşundan ve daire şeklinde bir set yaptırmış.
Seyyidlik
Hz. Peygamber (s)’in üç cariyesi dahil on iki hanımından ikisi Mekke’de gömülü imiş. Oğulları hep yaşları küçükken vefat etmiş. Acaba bu erken vefatların hikmeti nedir? Seyyidlik kurumu oluşmasın diye mi? Gerçi Müslümanlar kız tarafından (Hz. Fatma) gelse de bir seyyidlik icat etmişler!

28.10.2011

Nihayet hurmaları alıyoruz
Tahir Ağabey, Kayserili esnaf ve ben hurmaları aldık ve diyanet kargoyu bekliyoruz. Hurma satın alma işi çok sıkıcıydı. Kayserili ağabeyimiz alabileceğimizi düşündüğümüz hurmaları bir çuvala boşalttırdı. Kutuların ortasındakileri de altındakileri de gördü. Bundan çok rahatsız olan esnaf “Ticaretimi engelliyorsun.” havasına girse de, Kayserili ağabeyimiz, “Bu arkadaşlar yanlarında ben varım diye geldiler bu dükkâna.” diyerek esnafın adeta gazını aldı.
Yaşasın ilim
Mescid-i Nebevi’de “sesli kütüphane” kısmı varmış. 17 numaralı kapıyı bulacağım diye yanlışlıkla 34. veya 38. kapıya kadar yürüdüm. O kütüphanede talebim üzerine bana el-Mektebetü’ş-Şamile adlı cd’nin 5559 cilt içeren versiyonunu hediye ettiler.

29.10.2011

Din’de samimiyet
Ravza’nın bayanlar girişinde hanımı beklerken, hac üzerine kitap okuyorum. Az önce yetmiş yaşında dizlerindeki problemden dolayı yürümekte zorlanan ancak tekerlekli sandalye ile dolaşabilen hanımı Ravza’ya getiren beyi buradaydı. Bunları gördükçe babam aklıma geliyor. Ailemizde bir “hac kültürü”nün olmayışı dezavantaj. Veysel Gazi Bey sağolsun o amca ile teyzeyi getirmiş. Bir saat kadar bekleyip gittiler. Teyze ziyaretini tamamlamış.
Veysel Hoca, “Bana da el-Mektebetü’ş-Şamile cd’sinden al, vaktim yok.” dedi. “Tamam.” dedim.
Kütüphane
Saat 12:20. İnşallah bugün Mescid-Nebevi’deki kütüphanede ikindiden sonra ikisi Hz. Nuh ve diğer ikisi de kıssalarla ilgili dört kitabı cd’ye kaydedip bana verecekler. Kütüphane çok güzel. Bu açıdan da Medine çok bereketli oldu.
Kuba Mescidine gidenler
Kafilenin bir kısmı bugün, “Cumartesi ziyarete bir umre sevabı var.” diye Kuba mescidine gitti. Aslında irşad görevlileri bunu açıklamalı. Bu tür sözler söylenmiş olsa bile lafzen alınmamalı teşvik içerikli görülmelidir.
Vakitten kazanayım diye bir abdest ile iki namaz kılayım desem de hem zorlanıyorum hem de vesvese peşimi bırakmıyor.

30.10.2011

Mescid-i Nebevi kütüphanesinden Nuh kıssası ve genelde kıssalar ile ilgili cd’mi sabah aldım.
Medine’deki kitabevleri
Kafile liderimiz bana Mustafa İslamoğlu’nun eserlerini okumamı tavsiye etti, şaşırdım. Demek ki, Kur’an merkezli bir İslam anlayışı kafile liderimizi de etkilemişti.
Medine’ye gelmişken kitapevlerini de gezelim dedik. Daru’z-Zaman adlı kitabevinin büyük olduğunu söylediler. Uzun bir yolculuğun ardından bulduk ama kötü davrandıkları için kısa sürede çıktık. Öncesinde uğradığım kitabevleri de minikti. Girişimler umutsuzdu.
Fuarı da gezdim. Kârlı çıkış belki de İbn Teymiye’nin kabir ziyareti ile ilgili kitabının hediye edilmesiydi.
el-Beyk restoran
Hanımla el-Beyk adlı restorana gittik. el-Beyk Suud’da bir fast food zinciri. Kalitesiyle dünya çapında McDonald’s’dan daha fazla yaygınlık kazanabilir, kanaatindeyim. Restoran, ana-baba günüydü ancak yine de yiyeceğimizi alabildik. Kaliteyi tutturmuş sahibi. Filistinliymiş. Kapıda tırlar vardı, diyim gerisini siz anlayın.
İhram giymeye doğru
Yarın sabah 9:30’da yola çıkacağız… Zü’l-hüleyfe’de ihram ve ardından Mekke.
Bir hacı asansörde, “Ravza’ya birlikte gidelim.” dedi. Ben de ona, “Başka sevap seçeneklerini değerlendiriyorum. Mürekkebi şehit kanı gibi değerli olarak takdim eden hadisler var. Kütüphaneye gidiyorum.” dedim.
Kâbe’ye doğru gidiyoruz… Darısı henüz gitmeyenlerin/gidemeyenlerin başına…


Yazı Künyesi! Kayacan, Murat, "Hac Yolunda Dokuz Gün", Kur'ani Hayat Derg., S. 37, İst., Eylül-Ekim, 2014. (106-113).
Hac yolunda dokuz gün
  • Blogger Comments
  • Facebook Comments

0 yorum:

Yorum Gönder

Kayıt olmadan yorum yapmak için anonim, isim girmek için Adı/Url seçerek yorum yapabilirsniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Top